Hz. Süleyman (A.S.) Kimdir?
وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ
"Davud'a da Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel bir kuldu! Çünkü o, Allah'a çok yönelen biriydi."
— Sâd Sûresi, 30. Âyet
Hz. Süleyman (A.S.), Hz. Davud'un (A.S.) oğlu, İsrailoğullarına gönderilmiş büyük peygamberlerden biri ve aynı zamanda babasının halefi olarak onların kralı olmuş bir nebî-meliktir. Yüce Allah, ona insanlık tarihinde başka kimseye verilmeyecek bir saltanat, cinlere hükmetme yetkisi, rüzgarı emrine alma, hayvanların dilini anlama ve eşsiz bir hikmet lütfetmiştir. Kendisi, dünyevî gücün zirvesine ulaşmış olmasına rağmen, aynı zamanda tevazunun, şükrün ve adaletin timsali olmuştur.
Kur'an-ı Kerim'de adı on yedi defa zikredilen Hz. Süleyman, pek çok sûrede mucizeleriyle, krallığıyla ve Saba Melikesi Belkıs ile olan hikâyesiyle anılır. Neml Sûresi (Karıncalar Sûresi), adını Hz. Süleyman'ın bir karıncanın konuşmasını duyduğu olaydan almıştır. Sebe' Sûresi ise, Süleyman'ın yönetimi altındaki halkın durumunu ve Saba halkının kıssasını anlatır.
Hz. Süleyman'ın saltanatı, sadece insanlarla sınırlı değildi. Onun ordusunda insanlar, cinler ve kuşlar vardı ve hepsi ona itaat ediyordu. Kur'an bu durumu şöyle anlatır: "Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı ve (ordu) saf saf dizildi" (Neml, 17). Bu, kainattaki görünen ve görünmeyen varlıkların Hz. Süleyman'ın buyruğunda olduğunu gösteren olağanüstü bir manzaradır. Yüce Allah, böyle benzeri olmayan bir saltanatı Hz. Süleyman'ın duası üzerine ona bahşetmiştir.
Bu muazzam güç ve saltanata rağmen Hz. Süleyman, asla kibre kapılmamış, her nimette Allah'a şükür etmiş ve sürekli "Rabbim! Beni, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye muvaffak kıl ve beni razı olacağın iyi kullarının arasına kat" (Neml, 19) diye dua etmiştir. Onun hayatı, ilim, hikmet, iman ve iktidarın nasıl birleştirilebileceğinin en güzel örneğidir.
Hz. Süleyman'ın ayrıca tarih boyunca İsrailoğulları, Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için ortak bir saygı figürü olması da onun özel bir önemi vardır. Onun inşa ettiği mabet (Beyt-i Makdis / Süleyman Mabedi, bugün Mescid-i Aksâ ile özdeşleşen yer), üç semavi din için de kutsal sayılmaktadır. Bu yönüyle Hz. Süleyman, sadece bir peygamber değil, aynı zamanda insanlık kültürüne damgasını vurmuş büyük bir hükümdardır.
"Süleyman" İsminin Anlamı ve Lakapları
"Süleyman" ismi, İbranice kökenli olup "Shelomoh" (שלמה)'tan gelmektedir. Bu ismin kökeninde "shalom" - barış, esenlik, huzur anlamları bulunmaktadır. Yani "Süleyman" isminin lafzî anlamı "barışın, huzurun ve selametin adamı"dır. Gerçekten de Hz. Süleyman'ın hükmü altında İsrailoğulları, tarihlerinin en barışçıl ve en müreffeh dönemlerinden birini yaşamışlardır.
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Süleyman'a verilen en güzel sıfatlardan biri "evvâb"dır - yani Allah'a çok yönelen, tevbe eden, hallerinden ibret alıp dersler çıkaran bir kul. Babası gibi o da "Ne güzel bir kul! Doğrusu o, evvâbdır" (Sâd, 30) ayetiyle övülmüştür. Bu, Süleyman'ın sıradan bir kral olmadığını, öncelikle Allah'ın kulu olduğunu gösteren çok önemli bir vasıftır.
Nebî-Melik
Babası Davud gibi hem peygamber hem kral. Bu iki makam pek az peygamberde birleşmiştir.
İbn Davud
"Davud'un oğlu" olarak da anılır. Peygamberler silsilesindeki şerefli mevkiyi ifade eder.
Evvâb
Her an Allah'a yönelen, çok tevbe eden kul (Sâd, 30).
Cinlerin Hükümdarı
Cinlerin onun emrinde çalıştığı peygamber (Enbiyâ, 82; Sâd, 37).
Hikmet Sahibi
Eşsiz bir anlayış ve ilim verilen, derin hikmetle hükmeden peygamber.
Mabed Banisi
Kudüs'te Beyt-i Makdis'i (Süleyman Mabedi) inşa eden peygamberdir.
Batı dünyasında "Solomon" olarak bilinen bu mübarek isim, tarih boyunca hikmet, zenginlik, adil yönetim ile özdeşleşmiş; "Süleyman'ın hikmeti", "Süleyman'ın hazinesi", "Süleyman'ın mührü" gibi tabirler kültürlerin bir parçası hâline gelmiştir. Türk-İslâm geleneğinde de "Süleyman" ismi çok yaygındır ve Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük Osmanlı padişahları bu ismi taşımıştır.
Hz. Süleyman'ın Mübarek Soyu
Hz. Süleyman (A.S.), Hz. Davud'un (A.S.) oğludur. Dolayısıyla soyu babası üzerinden Hz. Yakub'un oğlu Yehûda'ya, oradan Hz. İshak'a ve Hz. İbrahim (A.S.)'e kadar uzanır. Böylece o, peygamberler zincirinin seçkin halkalarından biridir. Kur'an-ı Kerim'de onun "Davud'a bağışlanmış" bir oğul olduğu, "Davud'a Süleyman'ı bağışladık" (Sâd, 30) ve "Süleyman Davud'a varis oldu" (Neml, 16) ayetleriyle belirtilmiştir.
Tarihî kaynaklara göre Hz. Süleyman, yaklaşık M.Ö. 970 - M.Ö. 930 yılları arasında yaşamıştır. Babası Hz. Davud'un krallığının son yıllarında dünyaya gelmiş ve babasının vefatından sonra tahta geçmiştir. Doğum ve yaşadığı yer, İsrailoğullarının başkenti olan Kudüs (Urşelim)'dür. Kudüs, onun da hem krallığının hem de peygamberliğinin merkezi olmuştur.
📜 Soy Silsilesi
Hz. İbrahim → Hz. İshak → Hz. Yakub → Yehûda → ... → Hz. Davud → Hz. Süleyman
Hz. Süleyman, babasının pek çok oğlu arasından seçilerek halef tayin edilmiştir. Kur'an'da henüz çocukken babasıyla beraber bir davada doğru hükmü verdiğinden bahsedilir (Enbiyâ, 78-79). Bu ayetler, Allah'ın ona daha küçüklüğünden itibaren hikmet bahşettiğini göstermektedir. Babası Hz. Davud da oğlundaki bu üstün kabiliyeti fark etmiş ve onu krallığa varis olarak hazırlamıştır.
Eşsiz Saltanat Duası
Hz. Süleyman, tahta geçtikten sonra halka adaletle hükmetme sorumluluğunun büyüklüğü karşısında Rabbine dönmüş ve şu meşhur duayı yapmıştır:
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكاً لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
"Dedi ki: 'Rabbim! Beni bağışla! Bana, benden sonra kimseye yaraşmayacak bir mülk (saltanat) bahşet. Şüphesiz sen, çok bağışlayansın.'"
— Sâd Sûresi, 35. Âyet
Bu dua, sıradan bir dünya hırsının değil, Allah'ın ihtişamını ve kudretini göstermek için peygamberliğin yüksek bir makamından yapılmış özel bir niyazdır. Hz. Süleyman, insanlığa Allah'ın büyüklüğünü ispat etmek için benzersiz bir saltanat istiyordu. Allah bu duayı kabul etti ve ona başka hiçbir insana verilmeyecek üstün bir mülk, cinlere ve rüzgara hükmetme gücü ve hayvanların dilini anlama mucizesi verdi.
Bazı âlimler bu ayeti, Hz. Süleyman'ın peygamberlik şanına yakışan bir mülk istediği şeklinde yorumlar. Çünkü Hz. Süleyman'ın istediği saltanat, zevk ve lüks için değil, hak dinin yayılması, Allah'ın ayetlerinin gösterilmesi ve adaletin tesis edilmesi içindi. Nitekim onun sarayı, etrafına gelen melik ve melikelere Allah'ın azametinin görüldüğü bir sahne olmuştur - Belkıs örneğinde olduğu gibi.
Bir başka yerde ise Süleyman şöyle dua etmektedir: "Rabbim! Bana, ana-babama verdiğin nimetine şükretme ve hoşnut olacağın yararlı iş yapma yeteneği ver; lütfunla beni salih kullarının arasına kat" (Neml, 19). Bu dua, Süleyman'ın saltanatın içinde asla şükrü unutmadığının, daima Allah'a yönelen bir kalbe sahip olduğunun en açık delilidir. O, kendisine verilen her nimeti Allah'ın bir ihsanı olarak görmüş, bunu kendi faziletine atfetmemiştir.
Krallığı ve İnsan-Cin-Kuş Ordusu
Hz. Süleyman'ın saltanatı, tarih boyunca emsaline rastlanmayan bir hükümranlıktır. Onun ordusu sadece insanlardan oluşmuyor; cinler, kuşlar ve hatta rüzgar bile onun emrine verilmişti. Kur'an'da bu muazzam ordu şöyle tasvir edilmektedir:
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
"Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları toplandı. Bunlar saf saf düzenlendi."
— Neml Sûresi, 17. Âyet
Hz. Süleyman'ın krallığı, hem geniş bir coğrafyaya (bugünkü Filistin-Lübnan-Suriye-Ürdün-Arap Yarımadası'nın bir kısmını kapsayan), hem de olağanüstü bir refah ve düzene sahipti. Başkent Kudüs'te inşa ettirdiği muhteşem sarayı, o günün dünyasında eşsizdi. Sarayın zemini camdan yapılmıştı; Belkıs bunu gördüğünde denize benzetip eteklerini toplamıştı (Neml, 44). Bu durum, Süleyman'ın sahip olduğu teknolojik üstünlüğü de gösterir - o dönemde cam teknolojisi daha yeni gelişiyordu.
Hz. Süleyman, krallığının hangi hizmet için kurulduğunu çok iyi biliyordu. Adaletle hükmediyor, halkın şikayetlerini dinliyor, zengin-fakir ayrımı yapmıyor, din ve dünya işlerini dengeli şekilde yürütüyordu. Onun döneminde İsrailoğulları, tarihî rivayetlere göre büyük bir refaha kavuştu. Ticaret gelişti; Hz. Süleyman'ın gemileri Kızıldeniz üzerinden bugünkü Yemen, Hindistan ve Afrika sahillerine kadar gitti. Altın, gümüş, fildişi, baharat ve kıymetli taşlar Kudüs'e akıtıldı.
Saltanatın Asaf bin Berhiyâ ile Paylaşımı
Hz. Süleyman'ın en yakın veziri, ilim sahibi Asaf bin Berhiyâidi. Rivayete göre ona "ism-i a'zam" (Allah'ın en büyük ismi) öğretilmişti. Belkıs'ın tahtının göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesi olayında, "Yanında kitaptan bir ilim bulunan adam" ifadesiyle anılan kişi Asaf'tır (Neml, 40). Hz. Süleyman, kendi yüksek makamı yanında, Allah'ın ona bahşettiği âlim yardımcılarıyla da krallığını güçlendirmiştir.
Cinlere Hükmetme Mucizesi
Yüce Allah, Hz. Süleyman'a kimseye nasip olmayan bir ayrıcalık bahşetmiştir: Cinleri onun emrine vermiştir. Cinler, Süleyman için ağır işler yapıyor, denizlerden inci ve mercan çıkarıyor, yüksek yapılar inşa ediyor, heykeller yapıyor ve çeşitli hizmetler görüyorlardı. Kur'an bu durumu açıkça belirtir:
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَٓاءُ مِنْ مَحَار۪يبَ وَتَمَاث۪يلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ
"Onlar Süleyman'a; mabedler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler ve taşınmaz kazanlar yaparlardı..."
— Sebe' Sûresi, 13. Âyet
Bir başka ayette: "Şeytanlardan da kimi onun için denize dalıyor ve bundan başka işler yapıyorlardı. Biz onları korumaktaydık" (Enbiyâ, 82) buyrulur. Yüce Allah, cinler içinden azgın olanların Süleyman'a zarar vermemesi için onları sürekli kontrol altında tutuyordu. Süleyman'ın cinlere hükmetmesi, ona Allah tarafından verilmiş geçici bir yetkiydi; başka hiç kimseye bu yetki bu şekilde verilmemiştir. Çünkü Hz. Süleyman, bu dua ile bunu Rabbinden özel olarak istemişti (Sâd, 35).
Cinlerin yaptıkları arasında en büyük yapıtlar mabedler, saraylar, kaleler, havuzlar, fıskiyeler, geniş kazanlar ve heykellerdır. O dönemde yapılan bu yapıların bir kısmı binlerce yıl ayakta kalmıştır. Kudüs'teki büyük mabed de bu cin ordusunun yardımı ile inşa edilmiştir. Cinler ağır taşları taşıyor, yüksek yerlere çıkarıyor ve dağlardan mermer çekiyordu. Ancak Hz. Süleyman asla bu güçle zulüm etmemiş, her şeyi Allah'ın dininin yayılması ve adaletin tesisi için kullanmıştır.
İfrit ve Asaf Yarışı
Belkıs'ın tahtının Kudüs'e getirilmesi meselesinde çarpıcı bir olay yaşanmıştır. Hz. Süleyman meclisindekilere: "Hanginiz onun tahtını bana getirebilir?" diye sorduğunda, cinlerden bir İfrit: "Sen yerinden kalkmadan, ben onu sana getiririm; buna gücüm yeter, güvenilirim" dedi (Neml, 39). Sonra yanında kitap ilmi bulunan Asaf bin Berhiyâ söze karıştı: "Göz kırpmandan (gözünü kırpıp açmadan) önce ben onu sana getiririm!" dedi. Ve tahtı anında getirdi (Neml, 40). Bu olay, "ism-i a'zam" ile yapılan duanın mucizevî etkisini ve kitap ilminin (Allah'ın ayetlerini bilen insanın bilgisinin) cinlerin gücünden bile üstün olduğunu göstermektedir.
Rüzgarın Emrine Verilmesi
Hz. Süleyman'a bahşedilen en şaşırtıcı mucizelerden biri de rüzgarın onun emrine verilmesidir. O, ordusuyla beraber halı-tahtına kurulur, rüzgar ise onu istediği yere taşırdı. Kur'an-ı Kerim bu mucizeyi birkaç ayrı yerde açıklar:
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ
"Rüzgarı da Süleyman'ın buyruğuna verdik. Sabah esişi bir aylık (yol), akşam esişi de bir aylık (yol) idi..."
— Sebe' Sûresi, 12. Âyet
Bu ayet, Hz. Süleyman'ın bir günde iki aylık yol katedebildiğini gösterir. Bu, o dönemin deve, at ya da yaya yolculuğu ile kıyaslandığında akıllara durgunluk veren bir hızdır. Enbiyâ Sûresi'nde: "Süleyman'ın hizmetine de fırtınalı rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere eserdi..." (Enbiyâ, 81) buyrulur. Yani rüzgar, Süleyman'ın istediği yöne ve istediği hızla esiyordu.
Rivayetlere göre Hz. Süleyman'ın kocaman bir tahtı vardı ve ordularıyla beraber bu tahtın üzerinde yolculuk yapardı. Rüzgar bu tahtı havalandırır ve istediği yere götürürdü. Bu sayede o, Şam'dan Yemen'e, oradan Lübnan'a çok kısa sürede gidebiliyor, ülkesini kontrol altında tutabiliyor, seferlere süratle çıkabiliyordu.
Bu mucize, bize modern çağdaki uçak ve roket teknolojisinin bir peygambere çok daha önce verildiğini göstermektedir. Hz. Süleyman'ın rüzgarla yaptığı seyahat, Allah'ın insana hava yoluyla hareket etme yeteneğini verebileceğinin bir delilidir. Bu açıdan Hz. Süleyman'ın kıssası, insanlığın ileride keşfedeceği bilimsel imkanların bir işareti gibidir.
Karınca Vadisi ve Hayvanların Dili
Hz. Süleyman'a verilen mucizelerin belki de en ilginç ve en öğretici olanı, hayvanların dilini anlamasıdır. Kuşların, hayvanların, hatta karıncaların konuşmalarını işitir ve onların ne söylediğini anlardı. Bu mucize, Kur'an'ın "Neml" (Karıncalar) Sûresi'nde en çarpıcı şekilde anlatılan olayın temelini oluşturur.
Hz. Süleyman, ordusuyla birlikte bir sefere çıkmıştı. Yolları, bir karınca vadisinden geçiyordu. Vadiye yaklaştıklarında bir karınca, diğer karıncalara şöyle seslendi:
يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
"Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkına varmadan sizi ezmesinler."
— Neml Sûresi, 18. Âyet
Hz. Süleyman bu küçük karıncanın çığlığını duydu. Bir peygamber için normal bir karınca sesi bile gelmiş olabilirdi, ama Hz. Süleyman'ın sıra dışı özelliği, bu sesi anlamasıydı. Duyduğu şeyden dolayı tebessüm etti ve Rabbine şu muhteşem duayı yaptı:
رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ
"Rabbim! Bana ve ana-babama ihsan ettiğin nimetine şükretmeye ve razı olacağın salih amel yapmaya beni muvaffak kıl. Lütfunla beni salih kullarının arasına kat!"
— Neml Sûresi, 19. Âyet
Bu kıssa bize pek çok ders verir: (1) Gerçek güç sahibi, en küçük varlığın hakkını bile koruyandır. Hz. Süleyman karıncayı ezmemek için yolunu değiştirdi. (2) Allah'ın nimetlerine şükür, gerçek peygamberliğin işaretidir. Süleyman en küçük nimette bile şükür etti. (3) Karıncalar arasında dahi yönetim, iletişim ve toplumsal düzen vardır. Ayet, karıncanın sosyal hayatına ışık tutar. Bugün modern bilim, karıncaların gerçekten çok düzenli bir toplum hayatına sahip olduklarını doğrulamaktadır.
Hüdhüd Kuşu ve Belkıs Haberi
Hz. Süleyman'ın ordusunda hüdhüd (çavuşkuşu) adında bir kuş da vardı. Bir gün Süleyman ordusunu teftiş ederken hüdhüdü göremedi. Ona kızgın: "Hüdhüdü neden göremiyorum? Yoksa o kayıplardan mı oldu? Bana açık bir delil getirmezse onu şiddetle cezalandırırım!" dedi (Neml, 20-21). Hüdhüd gelince özür dileyerek harika bir haber getirdi: "Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haberle geldim" (Neml, 22). Bu haber, Belkıs ve halkının güneşe taptıkları haberiydi. Böylece hüdhüd, Süleyman ile Belkıs kıssasının ilk habercisi olmuştur.
Belkıs ve Saba Melikesi Kıssası
Hüdhüd'ün getirdiği habere göre, Sebe' (bugünkü Yemen) diyarında Belkıs adında bir melike vardı. Büyük bir tahtı ve zengin bir krallığı vardı. Ancak halkıyla beraber güneşe tapıyorlardı. Hz. Süleyman, bunun üzerine Belkıs'a bir mektup yazdı ve hüdhüdle gönderdi. Mektup şöyle başlıyordu:
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ
"O Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyladır. (İçeriği şudur:) Bana karşı baş kaldırmayın ve bana Müslümanlar olarak gelin!"
— Neml Sûresi, 30-31. Âyetler
Belkıs, mektubu alınca meclisini topladı ve onlarla istişare etti. Meclisi savaş önerse de, Belkıs akıllı ve tedbirli bir kadındı. "Kralların bir beldeye girdiklerinde orayı bozguna uğrattıklarını" söyledi ve önce Süleyman'a hediyeler göndermeye karar verdi. Eğer o bir kral ise hediyeyi alır, eğer peygamber ise kabul etmez diye düşündü. Hz. Süleyman hediyeleri reddetti ve: "Allah'ın bana verdiği nimetler, sizin bana getirdiğinizden hayırlıdır" dedi.
Belkıs, Hz. Süleyman'ın mesajını reddedip edemeyeceğine karar vermek için bizzat Kudüs'e gelmeye karar verdi. O gelmeden önce Hz. Süleyman, onun tahtını meclise getirtti - daha önce anlatılan Asaf bin Berhiyâ'nın ism-i a'zam ile göz açıp kapayıncaya kadar tahtı getirmesi olayı böyle gerçekleşti (Neml, 40). Süleyman tahtın şeklini biraz değiştirtti ve Belkıs geldiğinde ona: "Senin tahtın böyle mi?" diye sordu. Belkıs: "Sanki o!" diyerek şaşkınlığını ifade etti.
Sonra Belkıs, Hz. Süleyman'ın sarayına davet edildi. Sarayın zemini camdan yapılmıştı ve altında su akıyor, balıklar yüzüyordu. Belkıs bunu su zannederek eteklerini topladı. Hz. Süleyman: "O, camdan yapılmış bir saraydır" dedi. Bu, Belkıs'a inanılmaz bir teknoloji ve güç manzarası idi. Belkıs, Süleyman'ın Allah'ın peygamberi olduğunu anladı ve şu muhteşem sözleri söyleyerek imana geldi:
رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
"Rabbim! Ben kendime zulmetmiştim. (Şimdi ise) Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
— Neml Sûresi, 44. Âyet
Bu kıssa, sadece bir kadının imana gelmesini değil, aynı zamanda bir kavmin hidayete erişini temsil eder. Rivayete göre Hz. Süleyman daha sonra Belkıs ile evlenmiş, Sebe' halkı da İslam'ı kabul etmiştir. Belkıs kıssası bize, en güçlü kral ile en ilim ve hikmet sahibi peygamberin karşılaşmasının nasıl bir hidayet sahnesine dönüşebileceğini öğretir. Ayrıca Belkıs'ın akıl ve tedbiriyle karar vermesi, kadın yöneticinin olabilirliği hakkında da önemli bir referanstır.
Beyt-i Makdis (Süleyman Mabedi)
Hz. Süleyman'ın en büyük eserlerinden biri, Kudüs'teki Beyt-i Makdis'i (Süleyman Mabedi, Mescid-i Aksâ ile özdeşleşen alan) inşa etmesidir. Bu mabed, babası Hz. Davud'un hayali idi, ancak onun yapma fırsatı olmamıştı. Hz. Süleyman, babasının bu isteğini gerçekleştirmek için cinler ve insanlardan oluşan muazzam bir inşaat ordusu kullanarak çok kısa bir sürede bu mabedi inşa ettirdi. Onun inşa ettiği bu yer, Hz. Muhammed (S.A.V) zamanında da Müslümanlara ilk kıble olmuştur.
Mabed, olağanüstü bir zenginlik ve sanatla donatılmıştı. Altın ve gümüşle bezeli, mermer sütunları, oyma ahşap süsleri ile eşsiz bir güzellikteydi. Buraya Ahit Sandığı konulmuştu (Tabut-u Sekîne). Bu mabed, üç semavi dinin de kutsal saydığı bir yer olmuştur. Daha sonraki yüzyıllarda Babilliler tarafından yıkılmış, tekrar inşa edilmiş, Romalılar zamanında yine yıkılmıştır. Bugün Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu alan, aynı kutsal zemindir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V), İsrâ gecesinde Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya götürüldüğünde bu mübarek mekanda önceki peygamberlere imamlık yapmış, bu mekandan Miraç'a yükselmiştir. Bu da Hz. Süleyman'ın inşa ettiği bu mabedin kıyamete kadar kutsiyetini koruyacağının işaretidir. Müslümanlar için Mescid-i Aksâ (Beyt-i Makdis), Mekke'deki Mescid-i Harâm ve Medine'deki Mescid-i Nebevî'den sonra ziyaret edilmesi tavsiye edilen üçüncü mescittir.
Hz. Süleyman'ın Vefatı
Hz. Süleyman'ın vefatı, Kur'an-ı Kerim'de çok çarpıcı bir şekilde anlatılır. Rivayete göre Süleyman, asasına dayanmış bir şekilde ayakta iken vefat etmiş, ancak cinler onun vefat ettiğini uzun süre fark etmemişlerdir. Onlar hâlâ çalışmaya devam etmişler; sonunda bir kurtçuğun asasını kemirmesiyle asa kırılmış, Süleyman'ın cesedi yere düşmüş ve cinler o zaman onun çoktan öldüğünü anlamışlardır.
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُ
"Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü onlara (cinlere) ancak asasını yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. Süleyman yere yıkılınca cinlere açıkça belli oldu ki, şayet gaybı bilmiş olsalardı, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı."
— Sebe' Sûresi, 14. Âyet
Bu ayet, cinlerin gaybı bilmediklerini, hatta bildikleri iddia edilen bazı şeylerin bile yalan olduğunu ortaya koymaktadır. Cinler Süleyman'ın peygamber sıfatıyla kendilerini emretmekte olduğunu düşünüp, onun ölü olduğu halde bile çalışmaya devam etmişlerdir. Bu, cinlerin insanların zannettiği kadar bilgili olmadıklarını, asıl ilmin ve ledünnî bilginin sadece Allah'ta olduğunu göstermektedir.
Hz. Süleyman'ın M.Ö. 930 civarında, yaklaşık 55 yaşında (bazı rivayetlere göre daha büyük bir yaşta) Kudüs'te vefat ettiği rivayet edilmektedir. Onun vefatından sonra İsrailoğullarının birliği bozulmuş, krallık kuzey (İsrail) ve güney (Yuda) olarak ikiye bölünmüştür. Böylece onun döneminde zirvede olan birlik, refah ve güç, ondan sonra hızla gerilemiştir. Bu da onun gerçekten eşsiz bir lider olduğunun bir göstergesidir.
Hz. Süleyman'dan Alınacak Dersler
1. Nimete Şükür
En büyük nimetler bile Allah'ın bir lütfudur. Hz. Süleyman, karınca duyduğunda bile şükür etti (Neml, 19).
2. Adaletle Hükmetme
Cinlere, insanlara, kuşlara hükmedenin asıl sorumluluğu adalettir. Süleyman her mahlukata hak ettiğini vermiştir.
3. Küçüğün Hakkı Büyüktür
Karıncayı bile ezmemek için yolunu değiştiren kral-peygamber, hayvan haklarının ne kadar önemli olduğunu öğretir.
4. İstişare ve Yönetim
Hz. Süleyman meclisiyle istişare ederdi. Belkıs da öyle. Doğru yönetim istişare ile olur.
5. Daveti Hikmetle Yap
Belkıs'ı zorla değil, mucizelerle ve hikmetle İslam'a davet etti. Gerçek davet, kalpleri kazanarak olur.
6. Dünya Malı ile Aldanma
En büyük saltanata sahipken bile "evvâb" kalmış, Allah'a yönelmiştir. Zenginlik kibre dönüşmemeli.
7. Gaybı Sadece Allah Bilir
Cinler bile Süleyman'ın ölümünü fark edemediler (Sebe', 14). Gaybi bilen yalnızca Allah'tır.
8. İlim ve Hikmetin Gücü
Asaf'ın kitap ilmiyle tahtı getirmesi, ilmin cinin gücünden bile üstün olduğunu gösterir.
Hz. Süleyman'a Dair Hadisler
"Süleyman (A.S.) bir gece doksan kadın eşine uğrayarak: 'Bu gece her birinden Allah yolunda savaşacak bir at binicisi olacak çocuk doğacak' dedi. Ancak 'inşallah' demedi. Sadece bir tanesinden yarım kalmış bir çocuk doğdu..."
— Buhârî, Cihâd, 23
"Dün gece bir cin ifriti namazımı bozmak için yanıma geldi. Fakat Allah onu bana musallat kıldı. Hatırladım ki, Süleyman'ın duası: 'Bana benden sonra kimseye yaraşmayan bir mülk ver'dir. Bu yüzden onu yüzü üstü geri çevirdim."
— Buhârî, Salât, 75
"Süleyman b. Davud'un iki kadının çocuk davasını çözüşü meşhurdur. Kurt birinin çocuğunu yedi. Davud büyük olanına verdi, Süleyman bıçak isteyip çocuğu ikiye böleceğini söyledi, gerçek anne vazgeçince hükmü ona verdi."
— Buhârî, Enbiyâ, 40
"Süleyman'ın oğlu kurtçuğun yediği asası üzerine düşünce cinler onun öldüğünü anladılar. Bu, cinlerin gaybi bilmediklerine bir işarettir."
— Sebe' 14 ile ilgili rivayet
"Allah'ım! Süleyman'a verdiğin gibi bize de bir mülk ver" diye dua etmek güzeldir, fakat gerçek hayırlı mülk, kalbin Allah ile mülkiyetidir.
— Rivayet
"Bir karınca Süleyman'ı üzdü. Süleyman karıncayı yuvasından çıkarttırdı. Allah ona: 'Bir ümmetin tesbih edeni Süleyman yüzünden mi helak olur?' diye vahyetti."
— Rivayet (Hz. Süleyman ve karınca)
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Süleyman kimin oğludur ve nerede yaşadı?
Hz. Süleyman'ın emrinde kimler vardı?
Belkıs kimdir?
Hz. Süleyman karınca ile nasıl konuştu?
Hz. Süleyman nasıl vefat etti?
Sonuç: Hikmet ve Saltanatın Peygamberinden
Hz. Süleyman (A.S.), dünyevî gücün zirvesinde iken dahi Allah'a sığınmanın ve ona yönelmenin ne kadar önemli olduğunu öğreten peygamberdir. Cinlere, rüzgara, hayvanlara hükmetti; ama hep Rabbine kul oldu. En küçük karınca için yolunu değiştirdi, ama bir kraliçenin imanı için büyük bir harekat yaptı.
Onun hayatı bizlere, gerçek liderliğin ilim, hikmet, adalet ve şükürle olduğunu; zenginliğin ve gücün tek başına anlamlı olmadığını öğretir. Her Müslüman, Süleyman gibi nimetlere şükretmeyi ve her varlığın hakkını gözetmeyi öğrenmelidir.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سُلَيْمٰنَ وَعَلٰى آلِ دَاوُ۫دَ
"Allah'ım! Süleyman'a ve Davud'un âline salât eyle."