Hz. Muhammed (S.A.V) Kimdir?
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ
"Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik."
— Enbiya Sûresi, 107. Âyet
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), Miladi 571 yılında Mekke şehrinde doğmuş, 632 yılında Medine'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuş olan son peygamber, İslâm dininin kurucusu ve tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Kâinatın Efendisi'dir. Allah'ın son elçisi olan Peygamber Efendimiz, 23 yıllık peygamberlik süresi boyunca Kur'an-ı Kerim'i insanlığa tebliğ etmiş, karanlığa gömülmüş bir toplumu hidayet nuruyla aydınlatmış ve tarih boyunca eşi görülmemiş bir medeniyetin temellerini atmıştır.
Peygamber Efendimiz, yalnızca Müslümanların değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Amerikalı yazar Michael H. Hart, "İnsanlık Tarihinde En Etkili 100 Kişi" adlı eserinde Hz. Muhammed'i birinci sıraya yerleştirerek onun dünya tarihi üzerindeki benzersiz etkisini vurgulamıştır. Hart, bu seçimini "Hem dini hem de seküler seviyede üstün başarıya ulaşan tarihteki tek insan" ifadesiyle gerekçelendirmiştir.
Hz. Muhammed (S.A.V), Allah tarafından seçilmiş, tertemiz bir soydan gelen, doğuştan üstün ahlak sahibi bir peygamberdir. Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah, onun ahlakı için "Sen yüce bir ahlak üzeresin" (Kalem, 4) buyurarak onu övmüştür. Peygamberimiz, "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" (Muvatta) hadisiyle de misyonunu özetlemiştir. Onun hayatı, davranışları ve sünneti, bütün Müslümanlar için ebedî bir örnek teşkil etmektedir.
Hatemü'l-Enbiya yani "Peygamberlerin Sonuncusu" unvanına sahip olan Hz. Muhammed (S.A.V), Kur'an-ı Kerim'de açıkça "Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. O, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur" (Ahzab, 40) ifadesiyle nitelendirilmiştir. Ondan sonra başka bir peygamber gelmeyecek ve kıyamete kadar İslam, geçerli tek hak din olarak devam edecektir.
Peygamberimizin hayatı, yalnızca bir din tarihi değil, aynı zamanda bir insanlık manifestosudur. Kendi çağında yetimlerin hakkını savunmuş, kölelere özgürlük vermiş, kadınların hukukunu güvence altına almış, toplumsal adaleti tesis etmiş, barış içinde bir arada yaşamanın ilkelerini koymuştur. Veda Haccı'nda 124.000'den fazla sahabiye hitaben okuduğu Veda Hutbesi, dünya tarihinin bilinen ilk insan hakları beyannamesi olarak kabul edilmektedir.
Hz. Muhammed'in Doğumu ve Mübarek Soyu
📅 Doğum Tarihi
Miladi 20 Nisan 571, Rebiülevvel ayının 12. gecesi (Pazartesi). İslam takvimine göre Fil Vakası'nın gerçekleştiği yıl.
📍 Doğum Yeri
Mekke-i Mükerreme, Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölgesinde, Kâbe'nin yakınındaki bir evde.
Peygamber Efendimizin Şerefli Soy Ağacı
Hz. Muhammed (S.A.V), Arap Yarımadası'nın en soylu ve en seçkin kabilesi olan Kureyş kabilesinin Haşimoğulları koluna mensuptur. Soy silsilesi, Hz. İbrahim (A.S.)'in oğlu Hz. İsmail (A.S.)'e, oradan da ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (A.S.)'e kadar uzanmaktadır. Bu mübarek soy, tarih boyunca putperestlikten uzak, tevhid inancına en yakın nesiller olarak bilinmiştir.
Peygamberimizin baba tarafından soy silsilesi şöyledir: Muhammed → Abdullah → Abdülmuttalib → Hâşim → Abdümenâf → Kusay → Kilâb → Mürre → Kâ'b → Lüey → Gâlib → Fihr (Kureyş) → Mâlik → Nadr → Kinâne → Huzeyme → Müdrike → İlyâs → Mudar → Nizâr → Ma'd → Adnan. Adnan'ın Hz. İsmail (A.S.)'e kadar olan silsilesi ise rivayetlerde tam olarak belirlenmiş değildir, ancak onun Hz. İsmail neslinden geldiği kesindir.
Anne tarafından ise annesi Âmine bint Vehb, Zühreoğulları kabilesinden olup soyu yine Kureyş'e dayanmaktadır. Peygamberimizin hem baba hem de anne tarafından temiz, şerefli ve asil bir soydan geldiği tarihî bir gerçektir. Kendisi bu konuda şöyle buyurmuştur: "Allah, İbrahim oğullarından İsmail'i seçti, İsmail oğullarından Kinâne'yi seçti, Kinâne'den Kureyş'i, Kureyş'ten Hâşim oğullarını, Hâşim oğullarından da beni seçti." (Müslim, Fedâil, 1)
Fil Vakası ve Peygamberimizin Doğumu
Peygamberimizin doğduğu yıla "Fil Yılı" denmesinin sebebi, aynı yıl Yemen valisi Ebrehe'nin Kâbe'yi yıkmak maksadıyla fillerle Mekke'ye saldırması ve Allah'ın Ebabil kuşlarını göndererek bu orduyu helak etmesidir. Fil Vakası, Kur'an-ı Kerim'de Fil Suresi'nde anlatılmaktadır. Bu mucizevi olay, Peygamberimizin doğumundan yaklaşık 50-55 gün önce gerçekleşmiştir.
Hz. Âmine, oğlunu doğurduğunda babası Abdullah çoktan vefat etmişti. Abdullah, Şam'a ticaret için gittiği yolculuktan dönerken Medine'de (o zamanki adı Yesrib) hastalanarak 25 yaşında genç bir insan olarak Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu. Böylece Peygamberimiz, daha doğmadan yetim olarak dünyaya gelmiştir. Doğumunda ise dedesi Abdülmuttalib çok sevinmiş, onu alıp Kâbe'ye götürerek Allah'a şükretmiş ve ona "Muhammed" (övülmüş, methedilmiş) adını koymuştur.
Kureyş kabilesinde o zamana kadar kimseye verilmeyen bu isim, dedesi Abdülmuttalib tarafından özenle seçilmişti. Ona sebebi sorulduğunda: "Göklerdekiler ve yerdekiler onu övsün diye" şeklinde cevap vermiştir. Gerçekten de Peygamberimiz, hayatı boyunca ve vefatından sonra da göklerde ve yerlerde milyarlarca insan ve melek tarafından övülmüş, adı günde beş kez ezanlarda yüksek sesle anılmıştır.
Süt Annesi Halime Sa'diye
O dönemde Mekke'nin soylu ailelerinin geleneğine uyarak Peygamberimiz, süt annesi Halime Sa'diye'ye verilmiştir. Halime, Sa'd bin Bekir kabilesinden, çöl havasının temizliği ve güzel Arapça telaffuzuyla bilinen bir bölgede yaşıyordu. Süt annenin yanında geçirdiği yıllar, Peygamberimizin bedenen güçlenmesi ve fasih Arapça'yı en iyi şekilde öğrenmesi açısından önemli bir dönem olmuştur.
Halime'nin anlattığına göre, Muhammed'i aldıktan sonra tüm evinde bereket artmış, sütleri çoğalmış, develeri semirmiş, toprakları verimli hale gelmiştir. Bu dönemde yaşanan olaylardan biri de "Şakkı Sadr" (Göğsün Yarılması) hadisesidir. Rivayetlere göre iki melek, çocuk Muhammed'in göğsünü açmış, kalbini çıkarmış, şeytanın payı olan siyah bir kan pıhtısını alıp atmış ve kalbini zemzem suyuyla yıkayarak yerine koymuşlardır. Bu olay, Peygamberimizin daha çocuk yaşta Allah tarafından arındırıldığının bir göstergesidir.
Yetim Çocukluk: Annesiz, Babasız Büyümek
Peygamberimiz dört yaşına geldiğinde süt annesinden alınarak annesi Hz. Âmine'nin yanına dönmüştür. Ancak bu mutluluk uzun sürmemiştir. Altı yaşındayken annesi Âmine, onu yanına alarak Medine'ye, akrabalarını ve babasının mezarını ziyarete götürmüştür. Dönüş yolunda Ebvâ adlı yerde hastalanan Âmine, oğlunun gözleri önünde vefat etmiştir. Böylece küçük Muhammed, hem yetim hem de öksüz kalmıştır.
Annesinin ölümünden sonra onu dedesi Abdülmuttalib sahiplenmiştir. Dedesi onu çok sevmiş, yanından ayırmamış, hatta Kâbe'nin yanına serilen özel kilimine oturtmuştur. Ancak bu huzurlu dönem de uzun sürmemiştir. Peygamberimiz sekiz yaşındayken dedesi Abdülmuttalib de 82 yaşında vefat etmiştir. Dedesinin vefatından sonra onu amcası Ebû Tâlib sahiplenmiştir. Ebû Tâlib, Peygamberimizi yıllarca himaye etmiş, peygamber olduğunda da - kendisi müşrik olarak ölmesine rağmen - ona destek vermiş, kanatlarını germiştir.
اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪يماً فَاٰوٰىۖ
"O, seni yetim bulup barındırmadı mı?"
— Duhâ Sûresi, 6. Âyet
Küçük yaşta yetim kalması ve zorluklar içinde büyümesi, Hz. Muhammed'in kalbine yetimlere, fakirlere, kimsesizlere karşı derin bir şefkat yerleştirmiştir. Peygamber olduktan sonra da bu hassasiyetini hep korumuş, yetimlerin hakkını en yüksek derecede korumayı emretmiş, onlara zulmedenleri şiddetle kınamıştır. Bir hadisinde: "Ben ve yetimi himaye eden kimse, cennette şöyle yan yanayızdır" buyurmuş ve işaret parmağı ile orta parmağını bitişik göstermiştir. (Buhârî)
Gençlik Dönemi ve "El-Emin" Lakabı
Amcası Ebû Tâlib'in himayesinde büyüyen Hz. Muhammed, çocukluğundan itibaren ticaret hayatına adım atmıştır. Amcasıyla birlikte 12 yaşındayken Şam'a bir ticaret kervanıyla gitmiş, yolda Busra şehrinde rahip Bahîra ile karşılaşmıştır. Bahîra, eski kitaplarda okuduğu son peygamberin işaretlerini küçük Muhammed'de görmüş ve amcasına: "Bu çocuğu iyi koru, büyük bir geleceği var" demiştir.
Gençlik yıllarında dürüstlüğü, güvenilirliği ve temiz ahlakı ile tanınan Hz. Muhammed'e Mekke halkı "El-Emin" (Güvenilir, Emanete Sadık) lakabını vermiştir. Bu lakap, kendisine henüz peygamberlik gelmeden çok önce verilmişti ve O'nun daha o yaşlarda toplum tarafından ne kadar yüksek bir itibarla karşılandığının göstergesidir. Mekke halkı değerli eşyalarını, emanetlerini, paralarını saklamak için onun evine bırakıyor, hiç kimseye güvenmediği zaman bile "Muhammed Emin"e güveniyordu.
Hılfu'l-Fudûl
20 yaşındayken zulme uğrayanları korumak için kurulan bu erdemliler topluluğuna katıldı. Daha sonraları: "Bugün de aynı şeye çağrılsam kabul ederdim" demiştir.
Hacerü'l-Esved Meselesi
35 yaşındayken Kâbe tamir edildiğinde Hacerü'l-Esved'i yerine koyma meselesi büyük kavgaya dönüşmek üzereydi. O, kendi hırkasıyla taşı kaldırtarak kabileleri uzlaştırdı.
Ticarette Başarı
Dürüstlüğü ve ticaret becerisi ile tanınan Muhammed, zengin bir tüccar olan Hz. Hatice'nin dikkatini çekti. Onun kervanlarını yönetti.
Hz. Hatice ile Evliliği: Asırlık Bir Aşk
Hz. Muhammed 25 yaşına geldiğinde Mekke'nin en zengin, en itibarlı ve en asil hanımı olan Hz. Hatice (r.a.) ile tanışmıştır. Hatice, dul bir kadın, 40 yaşında, ticaretle uğraşan, ahlakı ve soyluluğu ile tanınan bir hanımdı. Ona "Tâhire" (Tertemiz) lakabı verilmişti. Muhammed'in dürüstlüğünü ve güvenilirliğini duyan Hatice, onu kervanını yönetmek üzere Şam'a gönderdi. Bu ticari yolculuktan olağanüstü kârla dönen Muhammed, Hatice'nin gözünde daha da değerli hâle geldi.
Hz. Hatice, onun karakterine, dürüstlüğüne, nezaketine ve ahlakına hayran kalmıştı. Kendisi, zamanın en çok talip olunan kadınlarından biri olmasına rağmen hepsini reddetmişti. Ancak Muhammed'e evlenme teklif etmeye karar verdi. Arkadaşı Nefîse bint Münebbih aracılığıyla bu teklif iletilmiş, Muhammed de bunu amcaları ile müşavere ederek kabul etmiştir. Evlenme akdi, her iki ailenin büyüklerinin huzurunda gerçekleşmiş ve Hz. Hatice, 25 yaşındaki Muhammed'in ilk ve tek eşi olmuştur (o 50'lerine kadar başka bir eş almamıştır).
Bu evlilik, İslâm tarihinin en ideal aile örneklerinden birini oluşturmuştur. Hz. Hatice, sadece eş değil, aynı zamanda en büyük destekçi, sırdaş, danışman ve ilk iman edendir. Peygamberimiz, ona karşı büyük bir sevgi ve saygı beslemiş, vefatından sonra bile onu hep rahmetle anmış, "Hatice'den daha hayırlı bir eş bana verilmedi" buyurmuştur. Hz. Aişe, Peygamberimizin Hatice'yi anma sıklığından zaman zaman kıskandığını itiraf etmiştir.
Hz. Hatice'den Olan Çocukları
Peygamberimizin soyu, kızı Hz. Fâtıma (r.a.) ve damadı Hz. Ali (r.a.) aracılığıyla devam etmiştir. Onların çocukları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, "Cennet gençlerinin efendileri" olarak bilinmekte ve "Ehl-i Beyt" (Peygamber Ev Halkı) olarak anılmaktadır. Günümüzde dünyadaki "seyyid" ve "şerif" olarak anılan kişiler, bu mübarek soydan gelenlerdir.
Hira Mağarası ve İlk Vahiy: "Oku!"
Peygamberimiz, 40 yaşına yaklaştığında Mekke'nin materyalist, putperest, adaletsiz toplumundan rahatsız olarak sık sık şehirden uzaklaşıp Nur Dağı'ndaki Hira Mağarası'na çekilmeye başlamıştı. Orada günlerce yalnız kalıyor, tefekküre dalıyor, kâinatın sırları üzerinde düşünüyor, putlardan uzak bir şekilde ibadet ediyordu. Bu dönemde kalbini temizliyor, manen kendisini büyük göreve hazırlıyordu.
Miladi 610 yılı, Ramazan ayının Kadir Gecesi'nde, O her zamanki gibi Hira Mağarası'nda tefekkürdeyken, birdenbire korkunç bir heybetle Cebrail (A.S.) görünerek ona "Oku!" (Ikra!) emrini vermiştir. Peygamberimiz: "Ben okuma bilmem" deyince, Cebrail onu sımsıkı kucaklayıp sıkmış ve tekrar "Oku!" demiştir. Üç kez tekrarlanan bu sıkmanın ardından, Cebrail Alak Suresi'nin ilk beş ayetini okumaya başlamıştır:
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ
اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ
"Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
Oku! Kalem ile (yazmayı) öğreten, en cömert olan Rabbindir.
İnsana bilmediği şeyleri O öğretti."
— Alak Sûresi, 1-5. Âyetler (İlk İnen Ayetler)
Bu muazzam olay karşısında korkarak titreyen Peygamberimiz, evine dönerek eşi Hz. Hatice'ye sığınmış, "Beni örtün, beni örtün!" (Zemmilûnî! Zemmilûnî!) demiştir. Hz. Hatice onu teselli etmiş, sözleri ile en büyük desteği sağlamıştır: "Korkma! Allah'a yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmayacaktır. Çünkü sen akrabayı gözetirsin, yetimlere bakarsın, fakiri barındırırsın, konuğa ikram edersin, hak yolunda karşılaşılan sıkıntılarda insanlara yardım edersin."
Bu olaydan sonra onu, Tevrat ve İncil'i okumuş olan amcaoğlu Varaka bin Nevfel'e götürmüşlerdir. Varaka, yaşlı ve görme engelli bir Hristiyan alimi idi. Olanları dinledikten sonra: "Bu, Musa'ya gelen aynı Namus'tur (Cebrail). Keşke senin davet zamanında genç olsaydım, keşke kavmin seni çıkardığı zaman hayatta olsaydım! Ben seni elimden geldiğince destekleyecektim!" demiştir. Böylece Peygamberliğin başlangıcında, onu doğrulayan ilk Ehl-i Kitap büyüğü Varaka olmuştur. Varaka, kısa bir süre sonra vefat etmiştir.
Mekke Dönemi: Gizli Davet ve Açık Tebliğ (13 Yıl)
Gizli Davet Dönemi (İlk 3 Yıl)
Peygamberlik geldikten sonra Hz. Muhammed (S.A.V), ilk üç yıl İslam'ı gizli olarak en yakın akraba ve dostlarına tebliğ etmiştir. Bu dönemde iman edenler arasında: Eşi Hz. Hatice (ilk iman eden hanım ve ilk müslüman), azatlısı Hz. Zeyd bin Hârise (ilk iman eden azatlı), amcasının oğlu Hz. Ali (10 yaşında, ilk iman eden çocuk) ve en yakın dostu Hz. Ebûbekir (ilk iman eden hür erkek) bulunmaktadır. Hz. Ebûbekir'in vesilesi ile Hz. Osman, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa'd bin Ebî Vakkâs gibi sahabeler İslam'a girmiştir.
Açık Davet ve Safâ Tepesi
Üç yıl sonra Yüce Allah'tan "Sana emredileni açıkça söyle!" (Hicr, 94) emri gelince, Peygamberimiz Safâ Tepesi'ne çıkarak Mekkelileri toplamış ve ilk açık çağrısını yapmıştır. Tek Allah'a iman etmelerini, putları bırakmalarını, ahirete hazırlanmalarını emretmiştir. Bu çağrı, Mekke'nin müşrik liderlerini çok kızdırmış, özellikle amcası Ebu Leheb başta olmak üzere birçok akraba ona cephe almıştır. Ebu Leheb hakkında Tebbet Suresi inmiştir.
Müşriklerin Eziyet ve İşkenceleri
İslam'a giren Müslümanlar, Mekke müşrikleri tarafından akıl almaz eziyetlere maruz kalmışlardır. Özellikle köleler ve kimsesiz müslümanlar çok ağır işkencelere tabi tutulmuşlardır. Bilal-i Habeşî, kızgın kumların üstüne yatırılmış, göğsüne büyük taşlar konulmuş, "Ehad, Ehad!" (Allah birdir, birdir!) demeye devam etmiştir. Ammar bin Yâsir, annesi Sümeyye ve babası Yâsir, işkence sonucu şehit edilmiş - Sümeyye İslâm'ın ilk şehidi olmuştur. Habbâb bin Eret, demirci olduğu için kor demirle dağlanmıştır.
Peygamberimiz de bu eziyetlerden nasibini almıştır. Namaz kılarken sırtına deve işkembesi konulmuş, ayağına diken batırılmış, mübarek başına toprak atılmış, boğazına ip atılıp sıkılmıştı. Amcası Ebû Tâlib, müslüman olmamasına rağmen ona sahip çıkmış, Kureyş'in baskılarına boyun eğmemiştir. Peygamberimizin bu dönemdeki metaneti, sabrı ve şefkati, tüm insanlık için bir örnektir.
Habeşistan'a Hicret
Müslümanların çektiği eziyetler dayanılmaz hale gelince, Peygamberimiz onlara Habeşistan'a hicret etmeyi tavsiye etmiştir. 615 yılında Hz. Osman ve eşi Hz. Rukiye başta olmak üzere 12 erkek ve 4 kadın müslüman, Habeşistan'a hicret eden ilk kafileyi oluşturmuştur. Daha sonra ikinci kafile halinde Hz. Ca'fer bin Ebî Tâlib liderliğinde 83 kişi daha Habeşistan'a gitmiştir. Habeşistan'ın adaletli hristiyan hükümdarı Necâşî, müslümanları himaye etmiş, Kureyş'in iade talebini reddetmiştir.
Hüzün Yılı (619 Yılı)
Peygamberimizin hayatının en acılı dönemlerinden biri 619 yılıdır. Bu yıl, önce sevgili eşi ve en büyük destekçisi Hz. Hatice validemiz 65 yaşında vefat etmiştir. Kısa bir süre sonra da koruyucusu ve amcası Ebû Tâlib de dünyadan göçmüştür. Bu iki büyük kaybın ardından yıl, tarihlere "Senetü'l-Hüzn" (Hüzün Yılı) olarak geçmiştir. Peygamberimizin üzüntüsü çok büyüktü; hem en sevdiği eşini, hem de en güçlü destekçisini kaybetmişti.
Taif Yolculuğu ve İsrâ-Miraç Mucizesi
Hüzün Yılı'nın ardından Peygamberimiz, Mekke dışında yeni bir destek aramak için Tâif'e gitmiştir. Ancak oradaki Sakîf kabilesi kendisini çok kötü karşılamış, çocukları kışkırtarak taşla mübarek vücudunu yaralatmışlardır. Ayağı kan revan içinde Mekke'ye dönen Peygamberimiz, hiç yılmadan tebliğe devam etmiştir. İşte tam bu karanlık dönemde, Allah onu İsrâ ve Miraç mucizesiyle müjdelemiştir.
İsrâ, Peygamberimizin bir gece Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya Burak isimli bineğe binerek götürülmesidir. Miraç ise, oradan yedi kat göklere yükseltilerek Allah'ın huzuruna çıkarılmasıdır. Bu mucizevi yolculukta Hz. Adem, İsa, Yahya, Yusuf, İdris, Harun, Musa ve İbrahim ile görüşmüş, cennet ve cehennemi görmüş, Allah'ın huzurunda beş vakit namazı farz olarak almıştır. Miraç, Peygamberimizin manevi makamının zirve noktasıdır ve her yıl Receb ayının 27. gecesi Miraç Kandili olarak kutlanmaktadır.
Hicret: İslam Tarihinin Dönüm Noktası (622)
Mekke müşriklerinin zulmü dayanılmaz bir noktaya ulaştığında, Yüce Allah Peygamberimize Medine'ye hicret emrini vermiştir. Daha önce iki Akabe Biatleri ile Medineliler (Evs ve Hazrec kabileleri) Peygamberimize biat etmiş, onu şehirlerine davet etmişlerdi. Müslümanlar Mekke'den gizlice küçük gruplar halinde Medine'ye hicret etmeye başlamışlardı. Son olarak Peygamberimiz, Hz. Ebûbekir ile birlikte 622 yılı Rebîülevvel ayında hicret etmiştir.
Mekke müşrikleri, Peygamberimizi öldürmek için evini kuşatmışlardı. Ancak Allah'ın yardımıyla Peygamberimiz, Hz. Ali'yi kendi yatağına yatırarak evden çıkmış, Hz. Ebûbekir ile birlikte güneye doğru Sevr Mağarası'na sığınmıştır. Müşrikler mağaranın ağzına kadar geldiklerinde, bir örümcek ağını örmüş, güvercin yumurta bırakmıştı. Müşrikler: "Burada kimse yok, ağlar asırlıktır" diyerek dönmüşlerdir. Bu sırada Hz. Ebûbekir titremeye başlamış, Peygamberimiz ona şu tarihi sözleri söylemiştir:
لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا
"Üzülme, Allah bizimle beraberdir!"
— Tevbe Sûresi, 40. Âyet
Sevr Mağarası'nda üç gün kaldıktan sonra yolculuğa devam eden Peygamberimiz, Kubâ köyüne ulaşmış, burada İslam'ın ilk mescidi olan Kubâ Mescidi'ni inşa etmiştir. Ardından Medine'ye girişte şehir büyük bir coşkuyla onu karşılamıştır. Medineli hanımlar ve çocuklar: "Talea'l-bedru aleynâ... min seniyyâti'l-vedâ..." (Ay doğdu üzerimize, Vedâ tepelerinden...) ilahisini söyleyerek onu karşılamışlardır. Peygamberimizin devesi Kasvâ, Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evinin önünde çökmüş ve Peygamberimiz onun evinde misafir olmuştur.
Hicret, sadece bir göç değil, bir çağ değişimidir. İslâm tarihinde öyle önemli bir olaydır ki, Hz. Ömer döneminde Hicrî Takvim bu olayın gerçekleştiği yılı başlangıç kabul ederek oluşturulmuştur. Hicret, yeni bir medeniyetin, yeni bir devletin, yeni bir hukuk sisteminin ve yeni bir toplum düzeninin doğuşudur.
Medine Döneminde İslam Devleti'nin Kuruluşu
Medine'ye geldikten sonra Peygamberimizin gerçekleştirdiği ilk işler, İslam medeniyetinin temellerini atmıştır. Bu işler şunlardı: Mescid-i Nebevî'nin inşası, Muhacirler ile Ensâr arasında kardeşleştirme, Medine Vesikası'nın hazırlanması ve İslam devletinin kurulması.
Mescid-i Nebevî'nin İnşası
Peygamberimiz, devesinin çöktüğü yeri satın alarak oraya Mescid-i Nebevî'yi inşa etmiştir. Mescidin yapımında bizzat taş taşıyarak çalışmış, sahabelerle birlikte gece gündüz ter dökmüştür. Bu mescit, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda eğitim merkezi, meşveret yeri, mahkeme, elçi kabul salonu, devlet merkezi ve sosyal hizmet kurumu olarak işlev görmüştür. Mescid-i Nebevî, bugün de dünyanın ikinci en kutsal mescidi olarak milyonlarca Müslümanın ziyaret yeridir.
Muhâcir-Ensâr Kardeşliği
Mekke'den göç eden Müslümanlara "Muhâcir" (hicret edenler), Medine'de onları barındıran ve yardım eden Müslümanlara da "Ensâr" (yardımcılar) denilmiştir. Peygamberimiz, Muhacirlerle Ensârı din kardeşi ilan etmiş, her Muhacire bir Ensârî'yi eşleştirmiştir. Ensâr, evlerini, mallarını, hatta hanımlarını bile Muhacirlerle paylaşmak istemişler; tarihin gördüğü en büyük dayanışma örneğini sergilemişlerdir. Bu kardeşlik, ırk, renk, dil farkı gözetmeyen İslam kardeşliğinin temelini oluşturmuştur.
Medine Vesikası - Dünyanın İlk Yazılı Anayasası
Peygamberimiz, Medine'deki Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Arap kabileleri arasında Medine Vesikası adıyla bilinen 47 maddelik bir anlaşma yapmıştır. Bu vesika, dünya tarihinin bilinen ilk yazılı anayasalarından biri olarak kabul edilmekte, farklı din ve milliyetten insanların bir arada barış içinde yaşamasının hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. Vesikada din ve vicdan özgürlüğü, mal güvenliği, savaş ve barış kuralları, toplumsal dayanışma ilkeleri yer almaktadır.
Peygamberimizin Katıldığı Büyük Savaşlar
Bedir Savaşı
İslam tarihindeki ilk büyük savaştır. 313 sahabi, 1000 kişilik müşrik ordusuna karşı mücadele etmiştir. Allah'ın yardımıyla müşrikler bozguna uğramış, 70 müşrik öldürülmüş, 70 esir alınmıştır. Bu zafer, İslam'ın hak din olduğunun ilahî onayı niteliğindedir. Bedir savaşı, Kur'an'da "Yevmü'l-Furkân" (Hakla bâtılın ayrıldığı gün) olarak anılmaktadır.
Uhud Savaşı
Bedir'in intikamını almak isteyen müşrikler, 3000 kişilik ordu ile Medine'ye saldırmıştır. 700 Müslüman ile karşılanmış, savaş zaferle başlamış; ancak okçuların Peygamber emrine aykırı hareket etmesiyle durum değişmiş, savaş galibiyetle berabere bitmiştir. 70 sahabi şehit olmuş, bunlar arasında Peygamberimizin amcası Hz. Hamza da vardır. Peygamberimizin mübarek dişi kırılmış, yüzü kanlar içinde kalmıştır.
Hendek (Ahzâb) Savaşı
Kureyş ve müttefiklerinin oluşturduğu 10.000 kişilik ordu, Medine'yi yok etmek üzere harekete geçmişti. Hz. Selman-ı Fârisi'nin önerisiyle Medine'nin kuzey tarafına hendek kazılarak ordunun şehre girmesi engellenmiştir. 1 ay süren kuşatma boyunca şiddetli soğuk, açlık ve korku yaşanmış; sonunda Allah bir fırtına göndererek düşman ordusunu darmadağın etmiştir.
Hudeybiye Antlaşması
Peygamberimiz 1400 sahabiyle umre yapmak için Mekke'ye gitmiş, fakat Mekkelilerce engellenmiştir. Hudeybiye'de 10 yıllık bir antlaşma imzalanmış, Müslümanlar o yıl umre yapmadan geri dönmüşler. Görünüşte aleyhte olan bu antlaşma, Kur'an'da "Fetih" (büyük zafer) olarak nitelenmiştir (Fetih Suresi). Zira antlaşma sayesinde İslam süratle yayılmış, iki yıl içinde Müslümanların sayısı büyük ölçüde artmıştır.
Hayber Fethi
Medine'nin kuzeyindeki Hayber Yahudileri, Müslümanlara karşı sürekli komplo kuruyorlardı. Peygamberimiz 1600 sahabiyle Hayber'in fethine çıkmış, Hz. Ali'nin kumandasında Hayber kaleleri fethedilmiştir. Hz. Ali bu savaşta büyük bir kahramanlık göstermiş ve "Hayber Fatihi" lakabını almıştır.
⭐ Mekke'nin Fethi
Mekke müşriklerinin Hudeybiye Antlaşması'nı bozması üzerine Peygamberimiz 10.000 kişilik bir orduyla Mekke'ye yürümüştür. Mekke kan dökülmeden fethedilmiştir. Peygamberimiz, 21 yıl süren eziyete rağmen Mekkelileri affetmiş, Kâbe'deki 360 putu kırmış ve "Bugün size kınama yoktur, gidin hepiniz hürsünüz!" buyurarak dünya tarihinde eşi görülmemiş bir cömertlik örneği göstermiştir.
جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ
"Hak geldi, bâtıl yok oldu."
— İsrâ Sûresi, 81
Veda Haccı ve Veda Hutbesi: İnsanlığın Manifestosu
10 Hicrî / 632 Miladi yılında Peygamberimiz, yanında 124.000'den fazla sahabe ile son haccını yapmıştır. Bu hacca "Veda Haccı" denilmiş, zira Peygamberimiz bu haccın sonunda vefat edeceğini hissettirmiştir. Arafat'ta Veda Hutbesi'ni okumuş, bu hutbe, insanlık tarihinin en kapsamlı insan hakları beyannamesi olarak kabul edilmektedir - ABD Bağımsızlık Bildirgesi'nden 1152 yıl, Fransız İnsan Hakları Bildirgesi'nden 1157 yıl, BM İnsan Hakları Beyannamesi'nden 1316 yıl önce.
Veda Hutbesi'nden Önemli Pasajlar
"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin! Bilmiyorum, belki bu yıldan sonra sizinle burada bir daha buluşamayabilirim. Ey insanlar, bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur!"
"Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Allah yanında en kıymetliniz, ondan en çok korkanınızdır."
"Ey insanlar! Kadınlarınızın sizin üzerinizde hakları olduğu gibi, sizin de onlar üzerinde haklarınız vardır. Onlara iyi davranın, onlar hakkında Allah'tan korkun! Kadınlarınızı Allah'ın emaneti olarak aldınız."
"Ey insanlar! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emanetler, Allah'ın Kitabı Kur'an ve Peygamberinin Sünneti'dir."
Vefatı: Rahmet Peygamberi'nin Refîk-i A'lâ'ya Göçü
Veda Haccı'ndan Medine'ye dönen Peygamberimiz, birkaç ay sonra hastalanmıştır. Şiddetli baş ağrısıyla birlikte yüksek ateş çıkmıştır. Son günlerini eşi Hz. Aişe'nin odasında geçirmiş, cemaate namaz kıldıramayacak duruma gelince yerine Hz. Ebûbekir'i imam tayin etmiştir. Bu durum, vefatından sonra halifenin kim olacağı konusunda önemli bir işaret olarak kabul edilmiştir.
8 Haziran 632 (12 Rebîülevvel 11 Hicrî) Pazartesi günü öğle vakti, Hz. Aişe'nin kollarında, dudaklarında "Refîk-i A'lâ ile beraber olmayı tercih ediyorum!" sözleriyle Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur. 63 yaşında, 23 yıllık peygamberliği ile görevini tamamlayarak ebediyete irtihal etmiştir. Mübarek vücudu, vefat ettiği yere, Hz. Aişe'nin odasına defnedilmiştir. Bugün bu mekan Ravza-i Mutahhara olarak bilinmekte ve Mescid-i Nebevî'nin içinde bulunmaktadır.
Peygamberimizin vefatı, Müslümanları derin bir hüzne boğmuştur. Hz. Ömer, başta bu haberi kabul edememiş, "Peygamber ölmedi!" diye bağırmıştır. Hz. Ebûbekir ise sakin bir şekilde gelmiş, mescide çıkmış ve şu tarihi konuşmayı yapmıştır: "Kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah diridir ve asla ölmez!" ve şu ayeti okumuştur: "Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir..." (Âl-i İmrân, 144).
Hz. Muhammed'in Mucizeleri
Peygamberimizin en büyük ve en kalıcı mucizesi Kur'an-ı Kerim'dir. Ancak onun elinden zahirî olarak birçok mucize de gerçekleşmiştir. Bunlar, Peygamberliğinin ilâhî onaylarıdır.
Kur'an-ı Kerim
Peygamberimizin en büyük ve ebedi mucizesi. 1450 yıldır hiçbir harfi değişmemiş, kıyamete kadar geçerli olan ilahî kitap. Edebi, bilimsel, hukuki eşsizliği tüm insanlığı âciz bırakmıştır.
İsrâ ve Miraç
Bir gecede Mekke'den Kudüs'e, oradan yedi kat göklere yükselme. Allah'ın huzurunda beş vakit namazın farz kılınması. Kur'an'da İsrâ Sûresi bu olayı anlatır.
Ayın Yarılması
Müşriklerin mucize istemesi üzerine Peygamberimiz işaret parmağı ile ayı ikiye bölmüştür. Bu olay Kamer Sûresi'nde: "Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı" (54:1) olarak zikredilir.
Parmaklarından Su Akması
Hudeybiye'de susuzluk içinde kalan sahabelerin önüne konulan tastaki suya Peygamberimizin parmaklarını daldırması üzerine parmak aralarından sular fışkırmış, 1500 kişi içerek kanmıştır.
Hendek'te Taşın Kırılması
Hendek kazılırken büyük bir kayaya rastlanmış, kimse kıramamıştır. Peygamberimiz elindeki kazma ile üç vuruşta taşı parçalamış, her vuruşta bir gelecek fütuhatı müjdelemiştir.
Az Yemekten Çok Kişinin Doyması
Birçok kez küçük bir yemek veya süt kabıyla yüzlerce sahabi doyurulmuştur. Hendek savaşında bir avuç hurma ve bir oğlakla bin kişi doyurulmuştur.
Hannâne - Ağlayan Hurma Kütüğü
Peygamberimiz hutbe için minber yapınca, daha önce yaslandığı hurma kütüğü "hannâne" (inleyen) olarak ses çıkararak ağlamış, Peygamberimiz ona sarılıp teselli etmiştir.
Gaybî Haberler
Peygamberimiz yıllar sonra gerçekleşecek olayları bildirmiştir: Rumların İran'a galip gelmesi, Mekke ve Bizans'ın fethi, Hz. Osman ve Hz. Ömer'in şehit edileceği, İstanbul'un fethi vb.
Hz. Muhammed'in Eşsiz Ahlakı ve Şahsiyeti
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
"Ve şüphesiz sen, elbette büyük bir ahlak üzeresin."
— Kalem Sûresi, 4. Âyet
Hz. Aişe validemize Peygamberimizin ahlakı sorulduğunda şu meşhur cevabı vermiştir: "Onun ahlakı Kur'an idi." (Müslim) Yani Peygamberimiz, Kur'an'ın canlı hâli, yaşayan tefsiri idi. İnsanlara öğrettiği her şeyi önce kendisi yaşıyordu.
Merhameti
Sadece insanlara değil, hayvanlara bile merhametliydi. Susuz bir köpeğe su veren bir adamın cennete gireceğini, kediyi hapsederek öldüren bir kadının cehenneme gideceğini bildirdi.
Adaleti
"Kızım Fâtıma bile hırsızlık yapsa elini keserim" dedi. Akraba-uzak, zengin-fakir, köle-efendi ayırt etmeden herkese eşit davrandı.
Cömertliği
Kendisinden istenen hiçbir şeyi geri çevirmezdi. Bir keresinde bir adam ona iki dağ arası koyun istedi, verdi. Adam ailesine dönüp "Gelin, Müslüman olun! Muhammed, fakirlikten korkmayan gibi veriyor" dedi.
Tevazusu
Devlet başkanı olmasına rağmen kendi elbisesini yamalar, sütünü kendisi sağar, mescidi kendi süpürürdü. Hiçbir zaman saltanat sürmedi, krallık benzer hayat yaşamadı.
Affediciliği
Mekke'nin fethinde kendisine 21 yıl eziyet eden müşrikleri affetti: "Bugün size kınama yok, hepiniz hürsünüz!" Uhud'da amcasını şehit eden Vahşi'yi bile affetti.
Sabrı
Yıllarca işkence, boykot, hicret, 6 evlat kaybı gibi zorluklara rağmen asla ümitsizlik göstermedi, asla dayanışma gösterilen zulümlere boyun eğmedi.
Peygamberimizin Meşhur Hadisleri
"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır."
— Buhârî
"Komşusu kendisinden emin olmayan kimse cennete giremez."
— Müslim
"Cennet anaların ayaklarının altındadır."
— Nesâî
"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin."
— Buhârî
"Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz."
— İbn Abdülberr
"Temizlik imanın yarısıdır."
— Müslim
"Müslüman, elinden ve dilinden başka Müslümanların güvende olduğu kimsedir."
— Buhârî & Müslim
"Kendisi için istediğini kardeşi için de istemeyen kimse gerçek mümin olamaz."
— Buhârî
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
— Buhârî
"En güzel cihad, zalim sultanın karşısında söylenen hak sözdür."
— Ebû Dâvud
Hz. Muhammed'in İnsanlık ve Müslümanlar İçin Önemi
Tüm İnsanlık İçin Önemi
Peygamberimiz, yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın peygamberidir. Kur'an'da açıkça: "Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik" (Sebe, 28) buyrulmaktadır. Onun getirdiği mesaj evrenseldir ve kıyamete kadar her insanın ihtiyaç duyduğu hakikatleri içerir. İnsanlık için önemi şu noktalarda toplanabilir:
⚖️ Toplumsal Adalet
Kölelerin özgürleştirilmesi, kadınların haklarının tanınması, kabilecilik yerine kardeşlik, zenginle fakirin eşitliği.
🧕 Kadın Hakları
İslam öncesi kız çocukları diri gömülürken, Peygamberimiz kadınlara miras, boşanma, eğitim ve mülkiyet hakkı verdi.
📚 Eğitim ve Bilim
İlk emir "Oku!" idi. İlmi beşikten mezara kadar, Çin'den bile olsa aramayı emretti. İslam'ın altın çağında bilim zirveye ulaştı.
☮️ Savaş Hukuku
Kadın, çocuk, yaşlı öldürmeyi, ağaç kesmeyi, mabetlere zarar vermeyi yasakladı. Modern savaş hukukunun temellerini attı.
Müslümanlar İçin Önemi
Müslümanlar için Hz. Muhammed (S.A.V) ebedî örnek (Üsve-i Hasene)'tir. Kur'an: "Andolsun ki, Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır" (Ahzâb, 21) buyurmaktadır. Müslüman, onun yaşam tarzını, davranışlarını, sözlerini Sünnet olarak takip eder. Her ibadette, her meselede ona ittiba (uymak) esastır. Bir Müslüman için onu sevmek, kendi canından daha fazla sevmek imanın gereğidir.
Günde beş kez ezanlarda adı anılır. Her namazda Tahiyyat'ta ona salâtü selam getirilir. Her Cuma namazında onun için dua edilir. Her mübarek gecede rahmetle anılır. Çocuklara en çok verilen isim onun adıdır: Muhammed, Ahmed, Mustafa. Hayatta en yüksek mertebe şehidlik ise, ondan sonraki en yüksek mertebe onunla komşu olmak ve sevgisiyle cennete girmektir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Muhammed (S.A.V) ne zaman doğdu ve ne zaman vefat etti?
Hz. Muhammed kaç yaşında peygamber oldu?
Hz. Muhammed neden son peygamberdir?
Hz. Muhammed'in en büyük mucizesi nedir?
Peygamberimizin ilk eşi kimdir?
Hz. Muhammed'in ismi neden "Muhammed" konuldu?
Sonuç: Rahmet Peygamberi'nden Günümüze
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), sadece bir peygamber, bir lider, bir komutan değil; aynı zamanda insanlığa rahmet, kâinata nur, Müslümanlara ebedi örnek, bütün zamanlara şahittir. O'nun getirdiği mesaj, 1450 yıl geçmesine rağmen hala taptaze, hala güncel, hala çözüm getirici olmaya devam etmektedir.
O'nun öğretileri; bireyin Rabbi ile, kendisi ile, ailesi ile, komşusu ile, toplumu ile, doğa ile ve hatta düşmanları ile nasıl bir ilişki kurması gerektiğini mükemmel bir denge içinde ortaya koymaktadır. Adalet, merhamet, cömertlik, tevazu, sabır, af, sadakat... O'nun sergilediği bu yüce ahlakı tanımak, onu sevmek ve onun yolundan gitmek, bu dünyada da, ahirette de kurtuluşun anahtarıdır.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ
"Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle."