Günümüzdeki tasavvuf bir aşırılık değil midir?
Butiran Soalan
"Hocam, rabıta ile ilgili sorulara verdiğiniz cevapları okudum ve birkaç soru takıldı aklıma. Bence çok ılımlı yaklaşmışsınız konuya. Rabıtada şeyhe -haşa Allah gibi- zaman ve mekandan münezzeh isnadı yapılıyor gibi. Sonra Resulullah'ın yaşadığı din kurtuluşa yetmez mi de ehli tasavvufunki gibi zikirler ve yaşayışlar icad olmuş, bunlar bid'at değil midirler? Müşriklerin Allah'a yaklaştırsın diye putlarla münasebetlerine benzemiyor mu günümüzdeki tasavvuf anlayışı? Şirktir demek tekfir olur ama sakındırmak gerekmez mi? Fatiha suresinin 5. ayetine ('Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.') aykırı değil mi bu uygulamalar?"
Açıklama
Günümüzde tasavvuf ve rabıta uygulamaları hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bazıları bu uygulamaları aşırılık ve bid'at olarak değerlendirirken, İslam'ın temel kaynaklarına uygunluğu ve sınırları önemlidir.
İslami Hüküm
Hanefi mezhebine göre tasavvufun özü, Allah'a yakınlaşma ve kalbi arındırmadır; ancak bu yolda yapılan uygulamalar Kur'an ve Sünnet'e uygun olmalıdır. Rabıta gibi bazı tasavvufi uygulamalar, eğer Allah'a şirk veya aşırı yüceltme anlamı taşıyorsa caiz değildir. Ancak tasavvufun temelinde olan zikir, tefekkür ve ibadetler Kur'an ve Sünnet'e uygunsa bid'at sayılmaz.
Deliller
Kur'an-ı Kerim'de Allah'a ibadet ve yardım dilemenin yalnızca O'na yapılması emredilmiştir:
"Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." (Fatiha, 1/5)
Hz. Peygamber (sav) de şirkten sakındırmış ve şöyle buyurmuştur:
"Şirk, Allah'a eş koşmaktır." (Buhari, Tevhid, 9)
Ancak kalbi arındırma ve Allah'a yakınlaşma yolları olarak zikir ve tefekkür teşvik edilmiştir:
"Ey iman edenler! Allah'ı çok zikredin." (Ahzab, 33/41)
Detaylı Açıklama
Değerli Müslüman, tasavvuf İslam'ın manevi boyutunu güçlendirmeye yönelik bir yoldur. Rabıta, şeyhe manevi bağlılık ve kalp bağlama anlamına gelir; bu bağlamda şeyhi Allah'ın yerine koymak veya ona Allah gibi sıfatlar isnat etmek kesinlikle yanlıştır ve şirktir. Ancak şeyhe saygı ve onun manevi rehberliğine bağlılık farklıdır ve bu, İslam tarihinde yer almıştır.
Günümüzde bazı tasavvufi gruplarda aşırılıklar ve yanlış uygulamalar görülebilir. Bunlar, İslam'ın temel kaynaklarına aykırı olduğu için eleştirilmelidir. Ancak bu, tasavvufun tamamının reddi anlamına gelmez. Zikir, tefekkür, nefis terbiyesi gibi uygulamalar Kur'an ve Sünnet'e uygundur ve bid'at değildir.
Putlara tapmakla tasavvufun manevi uygulamalarını karşılaştırmak doğru değildir. Çünkü putperestlik maddi nesnelere tapmak iken, tasavvufta amaç kalbi Allah'a yönlendirmektir. Ancak rabıta veya diğer uygulamalarda Allah'a şirk koşulursa bu kesinlikle reddedilmelidir.
Fatiha suresinin 5. ayetinde vurgulanan "Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz" ifadesi, ibadetin ve yardım dilemenin sadece Allah'a yapılması gerektiğini bildirir. Bu nedenle tasavvufi uygulamalarda Allah'tan başkasına ibadet veya yardım dilemek kesinlikle caiz değildir.
Diğer Görüşler
Diğer mezhepler de benzer şekilde tasavvufun özünü kabul eder ancak aşırılıklara karşı uyarıda bulunur. Örneğin Şafii ve Malikî mezheplerinde de rabıta ve şeyh bağlılığı, şirke düşmeyecek şekilde sınırlandırılır. Hanbeli mezhebi ise bazı uygulamalara daha temkinli yaklaşabilir.
Sonuç
Sonuç olarak, tasavvufun özündeki manevi arınma ve Allah'a yakınlaşma gayreti desteklenmelidir. Ancak rabıta ve diğer tasavvufi uygulamalarda Allah'a şirk koşmamak, şeyhe Allah gibi sıfatlar vermemek esastır. Aşırılıklardan sakınmak ve Kur'an-ı Kerim ile sahih hadisler ışığında hareket etmek en doğrusudur.
Sizin de bir sorunuz mu var?
Aradığınızı bulamadıysanız, sorunuzu bize iletin. Fıkhi delillerle desteklenmiş ücretsiz yanıt alın.