Yemin Kavramı ve Çeşitleri
目录
- 1. Yemin Kavramı ve Çeşitleri
- 2. 1. Yeminin Tanımı ve Dini Dayanağı
- 3. 2. Yeminin Çeşitleri
- 4. a) Geçerli (Sahih) Yemin ve Geçersiz (Fâsid) Yemin
- 5. b) Bağlayıcı (Mün‘akid) Yemin ve Bağlayıcı Olmayan (Ġamûs) Yemin
- 6. c) Mutlak Yemin ve Muallak Yemin
- 7. 3. Yeminin Hükümleri ve Kefaret
- 8. a) Yemine Uymanın Gerekliliği
- 9. b) Yeminin Bozulması ve Kefaret
- 10. 4. Mezhep Görüşleri
- 11. a) Hanefî Mezhebi
- 12. b) Şâfiî Mezhebi
- 13. c) Mâlikî ve Hanbelî Mezhepleri
- 14. 5. Günümüzde Yemin ve Uygulamaları
- 15. a) Hukukî Yeminler
- 16. b) Toplumsal ve Bireysel Yeminler
- 17. c) Yeminin Kefareti ve Güncel Uygulamalar
- 18. Sonuç
Yemin Kavramı ve Çeşitleri
İslâm hukukunda yemin, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi ve bu sözüne riayet etmeyi taahhüt etmesi anlamına gelir. Yemin, hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir yer tutar; zira sözün bağlayıcılığını artırır ve kişinin verdiği sözü yerine getirme sorumluluğunu pekiştirir. Ancak yeminlerin geçerli olabilmesi için belirli şartları taşıması ve dinî hükümlere uygun olması gerekir. Bu bölümde, yeminin tanımı, çeşitleri, şartları ve hükümleri detaylı bir şekilde ele alınacaktır.
1. Yeminin Tanımı ve Dini Dayanağı
Yemin, Arapça’da ḥalf veya kasem olarak adlandırılır. Fıkıh terminolojisinde ise, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını anarak sözünü pekiştirmesi ve bu sözüne uymayı taahhüt etmesi anlamına gelir. Yemin, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde sıkça zikredilmiş, hem bireysel hem de toplumsal ilişkilerde dikkat edilmesi gereken bir konu olarak vurgulanmıştır.
Yeminin dini dayanağı, Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde ifade edilir:
"Allah’ı yeminlerinize hedef ederek (gereksiz yere) yemin etmeyin. Aksi halde, O’nun yolundan saptırırsınız ve size büyük bir azap dokunur." (Nahl 94)
Bu ayet, yeminin Allah’ın adını anarak yapılmasının önemine işaret ederken, aynı zamanda gereksiz yere yemin etmenin sakıncalarına dikkat çeker. Ayrıca, yeminin bağlayıcılığı ve kefaret gerektiren durumlar da Kur’ân’da şu şekilde belirtilir:
"Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz; fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz." (Mâide 89)
Bu ayet, yeminin bağlayıcılığını ve kefaret gerektiren durumları açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca, hadis-i şeriflerde de yemin konusuna sıkça değinilmiş ve yeminin ciddiyetine vurgu yapılmıştır. Örneğin, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Kim Allah adına yemin eder ve yalan söylerse, Allah ona gazap eder." (Buhârî, "Eymân", 3; Müslim, "Îmân", 220)
2. Yeminin Çeşitleri
Fıkıh âlimleri, yemini çeşitli açılardan sınıflandırmışlardır. Bu sınıflandırmalar, yeminin geçerlilik şartları, bağlayıcılığı ve kefaret gerektirip gerektirmediği gibi konularda farklılıklar doğurur. Yeminin başlıca çeşitleri şunlardır:
a) Geçerli (Sahih) Yemin ve Geçersiz (Fâsid) Yemin
Geçerli (Sahih) Yemin: Yeminin geçerli olabilmesi için belirli şartları taşıması gerekir. Bu şartlar şunlardır:
- Yemin eden kişinin akıllı ve ergen olması.
- Yeminin Allah’ın adını veya sıfatlarını anarak yapılması.
- Yeminin geleceğe yönelik bir konuda yapılması (geçmişteki bir olay hakkında yemin etmek, yemin sayılmaz).
- Yeminin konusunun mümkün ve meşru olması (imkânsız veya haram bir şey üzerine yemin etmek geçersizdir).
Geçerli bir yemin, kişiyi bağlar ve bu yemine uymamak kefareti gerektirir.
Geçersiz (Fâsid) Yemin: Yukarıdaki şartlardan birini taşımayan yeminler geçersiz sayılır. Örneğin, bir kişinin "Şu taşı altın yaparsam..." diye yemin etmesi geçersizdir; çünkü taşın altına dönüşmesi imkânsızdır. Benzer şekilde, haram bir şey üzerine yemin etmek de geçersizdir. Geçersiz yeminler bağlayıcı olmadığı gibi kefaret de gerektirmez.
b) Bağlayıcı (Mün‘akid) Yemin ve Bağlayıcı Olmayan (Ġamûs) Yemin
Bağlayıcı (Mün‘akid) Yemin: Kişinin gelecekte bir işi yapmak veya yapmamak üzere yaptığı yemindir. Bu tür yeminler, yukarıda belirtilen şartları taşıdığı takdirde bağlayıcıdır ve yemine uymamak kefareti gerektirir. Örneğin, "Allah’a yemin ederim ki bir daha sigara içmeyeceğim" demek bağlayıcı bir yemindir.
Bağlayıcı Olmayan (Ġamûs) Yemin: Geçmişteki bir olay hakkında bilerek yalan yere yapılan yemindir. Bu tür yeminler, büyük günahlardan sayılır ve kefaretle telafi edilemez. Ancak tövbe etmek ve helalleşmek gerekir. Örneğin, bir kişinin "Allah’a yemin ederim ki ben bu parayı çalmadım" diyerek yalan söylemesi ğamûs yeminidir.
Hz. Peygamber (s.a.s.), ğamûs yemini hakkında şöyle buyurmuştur:
"Büyük günahlar: Allah’a şirk koşmak, ana-babaya isyan etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir." (Buhârî, "Edeb", 6; Müslim, "Îmân", 143)
c) Mutlak Yemin ve Muallak Yemin
Mutlak Yemin: Belirli bir şarta bağlanmadan yapılan yemindir. Örneğin, "Allah’a yemin ederim ki bu işi yapacağım" demek mutlak bir yemindir. Bu tür yeminler, kişiyi doğrudan bağlar ve yerine getirilmediğinde kefaret gerekir.
Muallak Yemin: Bir şarta bağlanarak yapılan yemindir. Örneğin, "Eğer şu işi başarırsam, Allah’a yemin ederim ki bir ay oruç tutacağım" demek muallak bir yemindir. Bu tür yeminlerde, şart gerçekleşirse yemin bağlayıcı hale gelir ve yerine getirilmediğinde kefaret gerekir. Şart gerçekleşmezse yemin bağlayıcı olmaz.
3. Yeminin Hükümleri ve Kefaret
Yemin, bağlayıcı olduğu takdirde yerine getirilmesi gerekir. Ancak çeşitli sebeplerle yemine uyulmaması durumunda kefaret ödenmesi gerekir. Kefaret, yeminin bağlayıcılığını ihlal etmenin telafisi olarak öngörülmüştür.
a) Yemine Uymanın Gerekliliği
Geçerli ve bağlayıcı bir yemin, kişiyi bağlar ve bu yemine uymak farzdır. Yemine uymamak, günah sayılır ve kefareti gerektirir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu konuda şöyle buyurulur:
"Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin)." (Mâide 89)
Hz. Peygamber (s.a.s.) de yemine uymanın önemini şu hadis-i şerifle vurgulamıştır:
"Yemin eden kişi, ya yeminine uygun davranır ya da kefaret öder." (Buhârî, "Eymân", 1; Müslim, "Eymân", 15)
b) Yeminin Bozulması ve Kefaret
Bağlayıcı bir yemine uyulmaması durumunda kefaret ödenmesi gerekir. Kefaret, Kur’ân-ı Kerîm’de şu şekilde belirtilmiştir:
"Bunun da kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır." (Mâide 89)
Kefaretin yerine getirilmesi için üç seçenek sunulmuştur:
- On fakiri doyurmak: Her bir fakire, bir kişinin günlük yiyecek ihtiyacını karşılayacak miktarda gıda vermek. Bu, yaklaşık olarak 1,5-2 kg buğday, pirinç veya benzeri gıda maddesi olabilir.
- On fakiri giydirmek: Her bir fakire, bir kişinin giyim ihtiyacını karşılayacak miktarda elbise vermek. Bu, bir gömlek, bir pantolon veya bir çift ayakkabı olabilir.
- Bir köle azat etmek: Günümüzde kölelik olmadığı için bu seçenek uygulanamaz. Bu durumda diğer seçeneklerden biri tercih edilir.
- Üç gün oruç tutmak: Yukarıdaki seçeneklerden hiçbiri yerine getirilemezse, üç gün peş peşe oruç tutulur.
Hanefî mezhebine göre, kefaretin ödenmesi için yeminin kasıtlı olarak bozulması gerekir. Eğer yemin unutularak veya zorunluluktan dolayı bozulmuşsa kefaret gerekmez. Ancak Şâfiî mezhebine göre, yeminin kasıtlı olarak bozulması şart değildir; her durumda kefaret gerekir.
4. Mezhep Görüşleri
Yemin konusunda mezhepler arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, yeminin geçerlilik şartları, kefaretin ödenmesi ve yeminin bağlayıcılığı gibi konularda ortaya çıkar.
a) Hanefî Mezhebi
Hanefî mezhebine göre, yeminin geçerli olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:
- Yemin eden kişinin akıllı ve ergen olması.
- Yeminin Allah’ın adını veya sıfatlarını anarak yapılması.
- Yeminin geleceğe yönelik bir konuda yapılması.
- Yeminin konusunun mümkün ve meşru olması.
Hanefî mezhebine göre, yeminin kasıtlı olarak bozulması durumunda kefaret gerekir. Eğer yemin unutularak veya zorunluluktan dolayı bozulmuşsa kefaret gerekmez. Ayrıca, ğamûs yemininin kefareti yoktur; ancak tövbe etmek ve helalleşmek gerekir.
b) Şâfiî Mezhebi
Şâfiî mezhebine göre, yeminin geçerli olabilmesi için Hanefî mezhebiyle benzer şartlar aranır. Ancak Şâfiîler, yeminin kefaretinin ödenmesi için kasıt şartını aramazlar. Yani, yemin ister kasıtlı ister unutarak bozulmuş olsun, kefaret gerekir.
Şâfiî mezhebine göre, ğamûs yemininin de kefareti vardır. Bu yemin için de Mâide 89’da belirtilen kefaretin ödenmesi gerekir.
c) Mâlikî ve Hanbelî Mezhepleri
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre, yeminin geçerlilik şartları ve kefaret hükümleri genel olarak Hanefî ve Şâfiî mezhepleriyle benzerlik gösterir. Ancak Mâlikîler, yeminin kefaretinin ödenmesi için yeminin kasıtlı olarak bozulmasını şart koşarlar. Hanbelîler ise, yeminin kefaretinin ödenmesi için kasıt şartını aramazlar.
5. Günümüzde Yemin ve Uygulamaları
Yemin, günümüzde de hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir yer tutar. Özellikle hukukî ve idarî alanlarda yemin, sözün bağlayıcılığını artırmak ve güvenilirliği pekiştirmek amacıyla kullanılır. Ancak yeminin dinî boyutu göz ardı edilmemeli ve yeminlerin Allah’ın adını anarak yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
a) Hukukî Yeminler
Günümüzde mahkemelerde tanıkların ve davalıların doğruyu söylediklerine dair yemin etmeleri yaygın bir uygulamadır. Bu yeminler, genellikle "Allah adına yemin ederim ki doğruyu söyleyeceğim" şeklinde yapılır. Bu tür yeminler, dinî bir sorumluluk taşır ve yalan yere yemin etmek büyük günahlardan sayılır.
b) Toplumsal ve Bireysel Yeminler
Toplumsal ilişkilerde ve bireysel hayatta da yeminler sıkça kullanılır. Örneğin, bir kişi iş hayatında veya aile içi ilişkilerde verdiği sözü pekiştirmek için yemin edebilir. Ancak bu tür yeminlerin de dinî hükümlere uygun olması ve gereksiz yere yapılmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), gereksiz yere yemin etmenin sakıncalarına dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:
"Yemin, ticarette kazanç sağlar, fakat bereketi giderir." (Buhârî, "Büyû‘", 26; Müslim, "Müsâkât", 12)
Bu hadis, yeminin ticarette kazanç sağlamak amacıyla kullanılmasının sakıncalarına işaret eder. Dolayısıyla, yeminlerin meşru bir amaçla ve ölçülü bir şekilde yapılması önemlidir.
c) Yeminin Kefareti ve Güncel Uygulamalar
Günümüzde yeminin kefareti, genellikle fakirleri doyurmak veya giydirmek şeklinde yerine getirilir. Köle azat etme seçeneği, günümüzde uygulanabilir olmadığı için tercih edilmez. Oruç tutma seçeneği ise, diğer seçeneklerin yerine getirilemediği durumlarda tercih edilir.
Kefaretin miktarı, fakihlerin çoğunluğuna göre, bir kişinin günlük yiyecek ihtiyacını karşılayacak miktardır. Bu miktar, ülkeden ülkeye ve bölgeden bölgeye değişebilir. Örneğin, Türkiye’de bir fakirin günlük yiyecek ihtiyacını karşılayacak miktar, yaklaşık olarak 20-30 TL civarında olabilir. Bu durumda, on fakiri doyurmak için 200-300 TL harcanması gerekir.
Sonuç
Yemin, İslâm hukukunda önemli bir yer tutan ve hem bireysel hem de toplumsal hayatta dikkat edilmesi gereken bir konudur. Yeminin geçerli olabilmesi için belirli şartları taşıması gerekir; aksi halde bağlayıcı olmaz ve kefaret de gerektirmez. Bağlayıcı bir yemine uymamak, kefareti gerektirir ve bu kefaret, fakirleri doyurmak, giydirmek veya oruç tutmak şeklinde yerine getirilir.
Yemin konusunda mezhepler arasında bazı farklılıklar bulunsa da, genel olarak yeminin Allah’ın adını anarak yapılması, mümkün ve meşru bir konuda olması ve geleceğe yönelik olması gerektiği konusunda görüş birliği vardır. Günümüzde yemin, hukukî ve toplumsal alanlarda sıkça kullanılmakta olup, bu yeminlerin dinî hükümlere uygun olması ve gereksiz yere yapılmaması önemlidir.
Son olarak, yeminlerin ciddiyetini korumak ve Allah’ın adını gereksiz yere anmamak için dikkatli olunmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şu hadis-i şerifi, yemin konusunda rehberimiz olmalıdır:
"Yemin eden kişi, ya yeminine uygun davranır ya da kefaret öder." (Buhârî, "Eymân", 1; Müslim, "Eymân", 15)
Bu nedenle, Müslümanlar yemin ederken dikkatli olmalı, yeminlerine uymaya özen göstermeli ve gerektiğinde kefaretlerini yerine getirmelidirler.