Sponsorlu

Kasem (Yemin) ve Hükümleri

📜 Yemin ve Adak Qaybta 1

Kasem (Yemin) ve Hükümleri

İslâm hukukunda yemin, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi ve o sözde durmanın gerekliliğini vurgulamasıdır. Kasem, günlük hayatta sıkça başvurulan bir davranış olmakla birlikte, dinî ve hukukî açıdan önemli sonuçlar doğurur. Yemin etmek, hem bireysel sorumluluk hem de toplumsal güven açısından dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bu yazıda, kasemin tanımı, çeşitleri, hükümleri, keffâreti ve günümüzdeki uygulama biçimleri ele alınacaktır.

1. Kasemin Tanımı ve Kavram Açıklaması

Kasem (yemin), Arapça kökenli bir kelime olup, "kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak" anlamına gelir. Fıkıh terminolojisinde ise, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını anarak sözünü pekiştirmesi ve o sözde durmanın farz olduğunu belirtmesidir. Yemin, genellikle gelecekte yapılacak veya yapılmayacak bir iş hakkında verilir ve bu sözün yerine getirilmesi dinen bağlayıcıdır.

Yemin, üç temel unsurdan oluşur:

  • Yemin eden kişi (mûhill): Akıllı ve bulûğa ermiş bir Müslüman olmalıdır. Çocukların, delilerin ve gayrimüslimlerin yemini geçerli değildir.
  • Yemin lafzı (sigası): Allah’ın adı veya sıfatları zikredilerek yapılan bir ifade olmalıdır. Örneğin, "Vallahi", "Billahi", "Tallahi" gibi lafızlar kullanılır.
  • Yemin konusu (mahalli): Gelecekte yapılacak veya yapılmayacak bir iş olmalıdır. Geçmişteki bir olay hakkında yemin etmek, yemin sayılmaz.

Yemin, niyetle de yakından ilişkilidir. Kişi, yemin ederken samimi bir niyet taşımalı ve sözünde durmayı amaçlamalıdır. Şaka veya alay maksadıyla yapılan yeminler de geçerli sayılır ve keffâret gerektirir.

"Allah, kasemlerinizde kasıtsız olarak yaptıklarınızdan dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptıklarınızdan sizi sorumlu tutar..." (Bakara, 2/225)
Ebû Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Yemin, yeminin konusu olan şeyi helâl veya haram kılmaz. Yemin, ancak Allah’ın hakkını yerine getirmek içindir." (Buhârî, "Eymân", 1; Müslim, "Eymân", 1)

2. Yeminin Çeşitleri ve Hükümleri

Fıkıh kitaplarında yeminler, niyet ve bağlayıcılık açısından farklı kategorilere ayrılır. Bu sınıflandırma, yeminin geçerliliği ve keffâret gerektirip gerektirmediği konusunda belirleyicidir.

2.1. Yeminin Çeşitleri

Yeminler, genel olarak üçe ayrılır:

  • Yemîn-i lağv (boş yemin): Kişinin doğru olduğunu zannettiği bir şey hakkında yaptığı, fakat sonradan yanlış olduğu anlaşılan yemindir. Bu tür yeminlerde keffâret gerekmez. Örneğin, bir kişi "Vallahi, dün Ali’yi gördüm" diye yemin eder, fakat sonradan Ali’nin o gün başka bir yerde olduğunu öğrenirse, bu yemin lağv sayılır.
  • Yemîn-i gamûs (aldatıcı yemin): Kasten yalan yere yapılan yemindir. Bu yemin, büyük günahlar arasında sayılır ve tövbe edilmesi gerekir. Keffâret, bu tür yemini ortadan kaldırmaz. Örneğin, bir kişi, başkasının hakkını gasp etmek için "Vallahi, bu mal benimdir" diye yalan yere yemin ederse, bu gamûs yemini olur.
  • Yemîn-i mün‘akide (bağlayıcı yemin): Gelecekte yapılacak veya yapılmayacak bir iş hakkında yapılan ve niyetle bağlayıcı olan yemindir. Bu yemin, yerine getirilmediğinde keffâret gerektirir. Örneğin, "Vallahi, yarın oruç tutacağım" veya "Vallahi, bir daha sigara içmeyeceğim" gibi yeminler bu kategoriye girer.

2.2. Yeminin Hükümleri

Yeminin dinî ve hukukî sonuçları, yukarıda belirtilen çeşitlerine göre farklılık gösterir:

  • Yemîn-i lağv: Keffâret gerekmez, fakat kişinin dikkatli olması ve gereksiz yere yemin etmemesi tavsiye edilir.
  • Yemîn-i gamûs: Büyük günah sayılır ve tövbe edilmesi gerekir. Keffâret, bu günahı ortadan kaldırmaz, fakat tövbe ile affedilme ümidi vardır. Ayrıca, başkasının hakkını gasp eden kişi, o hakkı sahibine iade etmelidir.
  • Yemîn-i mün‘akide: Bu yemin, yerine getirilmediğinde keffâret ödenmesi gerekir. Keffâret, on fakiri doyurmak, giydirmek veya bir köle azat etmekten ibarettir. Bunlar mümkün olmadığında üç gün oruç tutulur.
"Allah, bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffâreti budur..." (Mâide, 5/89)

3. Mezhep Görüşleri

Yeminin çeşitleri ve hükümleri konusunda mezhepler arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, genellikle yeminin geçerlilik şartları ve keffâretin uygulanma biçimleriyle ilgilidir.

3.1. Hanefî Mezhebi

Hanefî mezhebine göre, yemin sadece Allah’ın adı veya sıfatları zikredilerek yapılır. "Şu işi yaparsam kâfir olayım" gibi ifadeler yemin sayılmaz, fakat günah olur. Yemîn-i mün‘akide, niyetle bağlayıcıdır ve yerine getirilmediğinde keffâret gerekir. Keffâretin ödenme sırası şu şekildedir:

  • On fakiri sabah akşam doyurmak veya bir fakiri on gün doyurmak.
  • On fakiri giydirmek.
  • Bir köle azat etmek.
  • Bunlar mümkün olmadığında üç gün peş peşe oruç tutmak.

3.2. Şâfiî Mezhebi

Şâfiî mezhebine göre, yemin sadece Allah’ın adıyla yapılır. "Kâbe hakkı için" gibi ifadeler yemin sayılmaz. Yemîn-i mün‘akide, niyetle bağlayıcıdır ve keffâret, Hanefî mezhebindeki gibidir. Ancak Şâfiîler, keffâretin ödenme sırasını şöyle belirler:

  • Bir köle azat etmek.
  • On fakiri doyurmak veya giydirmek.
  • Bunlar mümkün olmadığında üç gün oruç tutmak.

3.3. Mâlikî Mezhebi

Mâlikî mezhebine göre, yemin Allah’ın adı veya sıfatlarıyla yapılabileceği gibi, Kur’ân, Kâbe, Peygamber gibi mübarek şeyler üzerine de yapılabilir. Yemîn-i mün‘akide, niyetle bağlayıcıdır ve keffâret, diğer mezheplerde olduğu gibidir. Ancak Mâlikîler, keffâretin ödenmesinde fakirlerin doyurulması veya giydirilmesinin, oruçtan önce geldiğini belirtirler.

3.4. Hanbelî Mezhebi

Hanbelî mezhebine göre, yemin Allah’ın adı veya sıfatlarıyla yapılır. "Kâbe hakkı için" gibi ifadeler yemin sayılmaz. Yemîn-i mün‘akide, niyetle bağlayıcıdır ve keffâret, diğer mezheplerde olduğu gibidir. Hanbelîler, keffâretin ödenme sırasını şöyle belirler:

  • On fakiri doyurmak veya giydirmek.
  • Bir köle azat etmek.
  • Bunlar mümkün olmadığında üç gün oruç tutmak.

4. Günümüzde Yemin ve Uygulama Biçimleri

Günümüzde yemin, hem bireysel hem de toplumsal hayatta sıkça karşılaşılan bir durumdur. Mahkemelerde, resmi belgelerde, iş sözleşmelerinde ve günlük konuşmalarda yemin etmek yaygındır. Ancak yeminin dinî ve hukukî sonuçları göz önünde bulundurularak dikkatli olunmalıdır.

4.1. Mahkemelerde Yemin

İslâm hukukunda ve modern hukuk sistemlerinde, mahkemelerde yemin etmek, delil olarak kabul edilir. Bir davada şahitlik yapacak kişi, doğru söylediğine dair yemin eder. Bu yemin, yemîn-i gamûs kapsamına girebileceği için büyük sorumluluk taşır. Yalan yere yemin etmek, hem dinen büyük günah hem de hukuken suçtur.

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Mâide, 5/8)

4.2. Resmi Belgelerde Yemin

Günümüzde, memuriyet, askerlik, noter işlemleri gibi resmi işlemlerde yemin etmek yaygındır. Bu yeminler, genellikle devletin güvenilirliğini ve bireylerin sorumluluklarını pekiştirmek amacıyla yapılır. Bu tür yeminler de dinî açıdan bağlayıcıdır ve yerine getirilmediğinde keffâret gerektirebilir.

4.3. Günlük Hayatta Yemin

Günlük konuşmalarda, özellikle tartışma veya anlaşmazlık durumlarında, insanlar sıkça yemin ederler. Ancak bu tür yeminler, genellikle yemîn-i lağv veya yemîn-i gamûs kapsamına girebilir. Bu nedenle, Müslümanların gereksiz yere yemin etmekten kaçınmaları tavsiye edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Yemin etmeyin. Zira yemin, malı satar ama bereketini giderir." (Buhârî, "Büyû‘", 26; Müslim, "Müsâkât", 12)

4.4. Yeminin Keffâretinin Günümüzde Uygulanması

Yemîn-i mün‘akideyi bozan bir kişi, keffâret ödemekle yükümlüdür. Günümüzde köle azat etmek mümkün olmadığından, keffâret genellikle on fakiri doyurmak veya giydirmek şeklinde yerine getirilir. Bu da mümkün olmadığında üç gün oruç tutulur. Fakirleri doyurmak için, bir kişinin günlük gıda ihtiyacını karşılayacak miktarda (yaklaşık 2 öğün) yiyecek veya bunun karşılığı para verilebilir. Giydirmek için ise, bir kişinin günlük giyim ihtiyacını karşılayacak miktarda kıyafet veya bunun karşılığı para verilebilir.

Sonuç

Yemin, İslâm hukukunda önemli bir yer tutan ve bireysel sorumlulukları pekiştiren bir davranıştır. Yeminin çeşitleri, hükümleri ve keffâreti konusunda bilinçli olmak, Müslümanların hem dinî hem de hukukî sorumluluklarını yerine getirmeleri açısından önemlidir. Yemîn-i lağv, yemîn-i gamûs ve yemîn-i mün‘akide gibi farklı yemin türlerinin sonuçları farklıdır ve her birinin kendine özgü hükümleri bulunmaktadır.

Günümüzde yemin, mahkemelerde, resmi belgelerde ve günlük hayatta sıkça başvurulan bir davranıştır. Ancak yeminin dinî ve hukukî sonuçları göz önünde bulundurularak, gereksiz yere yemin etmekten kaçınılmalıdır. Özellikle yalan yere yemin etmek (yemîn-i gamûs), büyük günahlar arasında sayıldığından, Müslümanların bu konuda son derece dikkatli olmaları gerekir.

Yemîn-i mün‘akideyi bozan bir kişi, keffâret ödemekle yükümlüdür. Keffâret, on fakiri doyurmak, giydirmek veya üç gün oruç tutmaktan ibarettir. Bu yükümlülük, yeminin ciddiyetini ve sorumluluğunu hatırlatır. Müslümanlar, yemin ederken samimi olmalı, sözlerinde durmaya özen göstermeli ve gerektiğinde keffâretlerini yerine getirmelidirler.

Son olarak, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) şu hadisi, yemin konusunda Müslümanlara rehber olmalıdır:

"Kim Allah’a yemin eder ve sonra da yemininde yalan söylediğini anlarsa, derhal Allah’tan af dilesin. Zira Allah, tövbeleri kabul edendir, merhametlidir." (Buhârî, "Eymân", 16; Müslim, "Eymân", 17)
Sponsorlu