Sponsorlu

Hâkim, Mahkûm-bih, Mahkûm-aleyh

⚖️ Fıkıh Juzuu 1

Hâkim, Mahkûm-bih ve Mahkûm-aleyh Kavramları

İslâm hukukunda, hukukî hükümlerin kimler tarafından konulacağı, bu hükümlerin neleri kapsadığı ve kimlere uygulanacağı önemli bir yer tutar. Bu bağlamda hâkim, mahkûm-bih ve mahkûm-aleyh kavramları, fıkıh ilminin temel taşlarını oluşturur. Hâkim, hüküm koyma yetkisine sahip olan; mahkûm-bih, hükmün konu edindiği şey; mahkûm-aleyh ise bu hükmün muhatabı olan kişiyi ifade eder. Bu kavramlar, İslâm hukukunun kaynaklarını, hükümlerin niteliğini ve uygulama alanlarını anlamak açısından büyük önem taşır. Aşağıda bu kavramlar detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

1. Tanımlar ve Kavramların Açıklaması

1.1. Hâkim

Hâkim (الحكم), Arapça kökenli bir kelime olup "hüküm veren" anlamına gelir. Fıkıh terminolojisinde hâkim, hukukî hükümleri koyma yetkisine sahip olan varlığı ifade eder. İslâm hukukunda hüküm koyma yetkisi, yalnızca Allah Teâlâ'ya aittir. Bu nedenle O, asıl ve tek hâkimdir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu durum şöyle ifade edilir:

"Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler." (Yûsuf 12/40)

İnsanlar ise Allah'ın koyduğu hükümleri anlamak, yorumlamak ve uygulamakla görevlidir. Bu bağlamda peygamberler, müçtehitler ve devlet başkanları, Allah'ın hükümlerini insanlara ulaştıran ve uygulayan hâkim konumundadır. Ancak onların yetkisi, Allah'ın hükümlerini açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır; yeni bir hüküm koyma yetkileri yoktur.

1.2. Mahkûm-bih

Mahkûm-bih (المحكوم به), "hükmün konusu" anlamına gelir. Yani, bir hukukî hükmün üzerinde tesis edildiği fiil, nesne veya durumu ifade eder. Örneğin, namaz kılmanın farz olması bir hükümdür ve bu hükmün konusu namaz ibadetidir. Dolayısıyla namaz, bu örnekte mahkûm-bihdir. Benzer şekilde, hırsızlığın haram kılınması hükmünün konusu hırsızlık fiilidir.

Mahkûm-bih, fıkıh ilminde genellikle şu kategorilere ayrılır:

  • İbâdât: İbadetlerle ilgili hükümler (namaz, oruç, hac vb.)
  • Muâmelât: İnsanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümler (alışveriş, nikâh, miras vb.)
  • Ukûbât: Suç ve cezalarla ilgili hükümler (hırsızlık, zina, adam öldürme vb.)
  • Ahlâk ve Âdâb: Ahlâkî ve edebî hükümler (doğruluk, tevazu, komşuluk hakları vb.)

1.3. Mahkûm-aleyh

Mahkûm-aleyh (المحكوم عليه), "hükmün muhatabı" anlamına gelir. Yani, bir hukukî hükmün kendisine yöneltildiği, o hükmü yerine getirmekle yükümlü olan kişiyi ifade eder. Örneğin, namaz kılmanın farz olması hükmünün muhatabı, akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına ulaşmış her Müslümandır. Dolayısıyla bu kişiler, mahkûm-aleyh konumundadır.

Mahkûm-aleyhin belirlenmesinde şu şartlar aranır:

  • Ehliyet: Hükmün muhatabı olan kişinin, o hükmü anlayacak ve yerine getirecek ehliyete sahip olması gerekir. Bu ehliyet, edâ ehliyeti ve vücûb ehliyeti olmak üzere ikiye ayrılır.
  • Akıl ve Bulûğ: Hükümlerin muhatabı olan kişinin akıl sağlığının yerinde olması ve ergenlik çağına ulaşmış olması gerekir. Çocuklar ve akıl hastaları, genellikle mahkûm-aleyh kapsamında değerlendirilmez.
  • İslâm: Bazı hükümler yalnızca Müslümanları ilgilendirir. Örneğin, ibadetlerle ilgili hükümler Müslümanlara yöneliktir. Ancak muâmelât ve ukûbât alanında gayrimüslimler de mahkûm-aleyh olabilir.

2. İlgili Ayetler ve Hadisler

2.1. Kur'ân-ı Kerîm'den Ayetler

Allah Teâlâ'nın hüküm koyma yetkisi ve bu hükümlerin muhatapları ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir:

"Allah size Kitap'ta (Kur'an'da) şunu indirmiştir: Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır." (Nisâ 4/140)

Bu ayet, Allah'ın hükümlerine saygı gösterilmesi gerektiğini ve bu hükümlerin muhataplarının tüm Müslümanlar olduğunu vurgular.

"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (Mâide 5/44)

Bu ayet, Allah'ın hükümlerine uyulmasının zorunluluğunu ve bu hükümlerin dışına çıkmanın küfür sayılacağını belirtir.

"Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez." (Mâide 5/87)

Bu ayet, helâl ve haram hükümlerinin Allah tarafından belirlendiğini ve bu hükümlerin muhataplarının Müslümanlar olduğunu ifade eder.

2.2. Hadis-i Şerifler

Hz. Peygamber (s.a.s.), Allah'ın hükümlerini açıklayan ve uygulayan bir hâkim konumundadır. Bu konuda bazı hadisler şöyledir:

"Allah'ın kitabında helâl kıldığı helâldir, haram kıldığı haramdır. Hakkında suskun kaldığı ise affedilmiştir. Artık Allah'ın affını kabul edin. Çünkü Allah hiçbir şeyi unutmaz." (Hâkim, "Müstedrek", 2/375)

Bu hadis, hükümlerin yalnızca Allah tarafından belirlendiğini ve O'nun helâl ve haram koyma yetkisine sahip olduğunu vurgular.

"Ben ancak bir beşerim. Sizler bana davalarınızı arz ediyorsunuz. Olabilir ki, bazınız delilini daha güzel ortaya koyar da ben onun lehine hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmedersem, ona ateşten bir parça kesip vermiş olurum. Artık ondan sakınsın." (Buhârî, "Ahkâm", 20; Müslim, "Akdiye", 4)

Bu hadis, Hz. Peygamber'in bile insan olması sebebiyle hüküm verirken dikkatli olması gerektiğini ve yanlış hüküm vermenin büyük bir sorumluluk olduğunu gösterir.

3. Hükümler ve Detaylar

3.1. Hâkim'in Yetkisi ve Sınırları

İslâm hukukunda hâkimin yetkisi, Allah'ın koyduğu hükümleri açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır. İnsanlar, Allah'ın hükümlerine ekleme veya çıkarma yapamazlar. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Dinde Allah'a ortak koşmanız için bir delil indirmedik. Ancak Allah dilediğini seçer ve hidayete erdirir." (Şûrâ 42/21)

İnsanlar, Allah'ın hükümlerini anlamak ve yorumlamak için içtihat yapabilirler. Ancak bu içtihatlar, Allah'ın hükümlerine aykırı olamaz. İçtihat, bir müçtehidin, hakkında açık bir nas (ayet veya hadis) bulunmayan bir meselede hüküm çıkarmasıdır. İçtihat yapma yetkisine sahip olan kişilere müçtehit denir. Müçtehitler, hâkim konumunda olmamakla birlikte, Allah'ın hükümlerini anlamak ve açıklamakla görevlidirler.

3.2. Mahkûm-bih'in Kapsamı

Mahkûm-bih, yani hükmün konusu, İslâm hukukunda geniş bir alanı kapsar. Bu alanlar genel olarak şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • İbâdât: İbadetlerle ilgili hükümler, Allah ile kul arasındaki ilişkileri düzenler. Namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler bu kategoriye girer. Bu hükümlerin muhatabı, akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına ulaşmış her Müslümandır.
  • Muâmelât: İnsanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlerdir. Alışveriş, nikâh, boşanma, miras, borçlar gibi konular bu kategoriye dahildir. Bu hükümler, hem Müslümanları hem de gayrimüslimleri ilgilendirebilir.
  • Ukûbât: Suç ve cezalarla ilgili hükümlerdir. Hırsızlık, zina, adam öldürme gibi suçlar ve bunlara verilecek cezalar bu kategoride yer alır. Bu hükümler, toplum düzenini korumayı amaçlar.
  • Ahlâk ve Âdâb: Ahlâkî ve edebî hükümlerdir. Doğruluk, tevazu, komşuluk hakları, anne-babaya saygı gibi konular bu kategoriye girer. Bu hükümler, bireylerin ve toplumun ahlâkî gelişimini hedefler.

3.3. Mahkûm-aleyh'in Şartları

Mahkûm-aleyh, yani hükmün muhatabı olan kişinin, bazı şartları taşıması gerekir. Bu şartlar şunlardır:

  • Ehliyet: Hükmün muhatabı olan kişinin, o hükmü anlayacak ve yerine getirecek ehliyete sahip olması gerekir. Ehliyet, edâ ehliyeti ve vücûb ehliyeti olmak üzere ikiye ayrılır.
    • Vücûb ehliyeti: Kişinin haklara sahip olma ve borç altına girme ehliyetidir. Bu ehliyet, doğumla başlar ve ölümle sona erer. Örneğin, bir çocuğun miras hakkı vardır, ancak bu hakkı kullanma yetkisi yoktur.
    • Edâ ehliyeti: Kişinin haklarını kullanma ve borçlarını yerine getirme ehliyetidir. Bu ehliyet, akıl sağlığı ve ergenlik çağına ulaşmakla tamamlanır. Örneğin, bir çocuk namaz kılmakla yükümlü değildir, ancak ergenlik çağına ulaşınca bu yükümlülük başlar.
  • Akıl ve Bulûğ: Hükümlerin muhatabı olan kişinin akıl sağlığının yerinde olması ve ergenlik çağına ulaşmış olması gerekir. Akıl hastaları ve çocuklar, genellikle mahkûm-aleyh kapsamında değerlendirilmez. Ancak bazı hükümler, çocukları da ilgilendirebilir. Örneğin, anne-babaya saygı göstermek, her yaştaki çocuğun uyması gereken bir hükümdür.
  • İslâm: Bazı hükümler yalnızca Müslümanları ilgilendirir. Örneğin, ibadetlerle ilgili hükümler Müslümanlara yöneliktir. Ancak muâmelât ve ukûbât alanında gayrimüslimler de mahkûm-aleyh olabilir. Örneğin, bir gayrimüslim de hırsızlık yaparsa cezalandırılır.

4. Mezhep Görüşleri

4.1. Hanefî Mezhebi

Hanefî mezhebine göre, hâkimin yetkisi, Allah'ın hükümlerini açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır. İnsanlar, Allah'ın hükümlerine ekleme veya çıkarma yapamazlar. Ancak müçtehitler, hakkında açık bir nas bulunmayan meselelerde içtihat yapabilirler. Hanefîler, içtihat yapma yetkisinin geniş olduğunu ve müçtehitlerin farklı görüşler ileri sürebileceğini kabul ederler.

Hanefî mezhebine göre, mahkûm-aleyhin şartları arasında akıl ve bulûğ önemli bir yer tutar. Akıl hastaları ve çocuklar, genellikle mahkûm-aleyh kapsamında değerlendirilmez. Ancak bazı hükümler, çocukları da ilgilendirebilir. Örneğin, anne-babaya saygı göstermek, her yaştaki çocuğun uyması gereken bir hükümdür.

4.2. Şâfiî Mezhebi

Şâfiî mezhebine göre, hâkimin yetkisi, Allah'ın hükümlerini açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır. Ancak Şâfiîler, içtihat yapma yetkisinin daha sınırlı olduğunu ve müçtehitlerin görüşlerinin daha az farklılık gösterebileceğini savunurlar. Şâfiîler, içtihat yaparken daha sıkı kurallar uygularlar ve nasların daha literal (lafzî) yorumuna ağırlık verirler.

Şâfiî mezhebine göre, mahkûm-aleyhin şartları arasında akıl ve bulûğ önemlidir. Ancak Şâfiîler, çocukların bazı hükümlerin muhatabı olabileceğini kabul ederler. Örneğin, bir çocuğun malı çalınırsa, hırsız cezalandırılır. Bu durumda çocuk, mahkûm-aleyh konumundadır.

4.3. Mâlikî Mezhebi

Mâlikî mezhebine göre, hâkimin yetkisi, Allah'ın hükümlerini açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır. Mâlikîler, içtihat yapma yetkisinin geniş olduğunu ve müçtehitlerin farklı görüşler ileri sürebileceğini kabul ederler. Ancak Mâlikîler, Medine ehlinin uygulamalarına (amel-i ehl-i Medîne) özel bir önem verirler ve bu uygulamaları içtihatlarında dikkate alırlar.

Mâlikî mezhebine göre, mahkûm-aleyhin şartları arasında akıl ve bulûğ önemlidir. Ancak Mâlikîler, çocukların bazı hükümlerin muhatabı olabileceğini kabul ederler. Örneğin, bir çocuğun malı çalınırsa, hırsız cezalandırılır. Bu durumda çocuk, mahkûm-aleyh konumundadır.

4.4. Hanbelî Mezhebi

Hanbelî mezhebine göre, hâkimin yetkisi, Allah'ın hükümlerini açıklamak ve uygulamakla sınırlıdır. Hanbelîler, içtihat yapma yetkisinin daha sınırlı olduğunu ve müçtehitlerin görüşlerinin daha az farklılık gösterebileceğini savunurlar. Hanbelîler, nasların literal (lafzî) yorumuna ağırlık verirler ve içtihat yaparken daha sıkı kurallar uygularlar.

Hanbelî mezhebine göre, mahkûm-aleyhin şartları arasında akıl ve bulûğ önemlidir. Ancak Hanbelîler, çocukların bazı hükümlerin muhatabı olabileceğini kabul ederler. Örneğin, bir çocuğun malı çalınırsa, hırsız cezalandırılır. Bu durumda çocuk, mahkûm-aleyh konumundadır.

5. Günümüzde Uygulama

5.1. Hâkim Kavramının Günümüzdeki Yansımaları

Günümüzde hâkim kavramı, İslâm hukukunun uygulandığı ülkelerde farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bazı ülkelerde, devlet başkanları ve yargı organları, Allah'ın hükümlerini uygulamakla görevli hâkim konumundadır. Ancak bu uygulamalar, genellikle modern hukuk sistemleriyle birlikte yürütülmektedir. Örneğin, bazı ülkelerde şeriat mahkemeleri, aile hukuku ve miras gibi konularda hüküm vermektedir.

Diğer bazı ülkelerde ise İslâm hukuku, kişisel hukuk alanında (aile, miras vb.) uygulanırken, ceza hukuku ve ticaret hukuku gibi alanlarda modern hukuk sistemleri geçerlidir. Bu durum, hâkim kavramının farklı yorumlanmasına ve uygulanmasına yol açmaktadır.

5.2. Mahkûm-bih'in Günümüzdeki Uygulamaları

Mahkûm-bih, yani hükmün konusu, günümüzde de İslâm hukukunun temel taşlarından biridir. İbadetlerle ilgili hükümler, Müslümanlar tarafından yerine getirilmeye devam etmektedir. Muâmelât alanında ise, modern ticaret ve finans sistemleriyle İslâm hukuku arasında uyum sağlama çabaları sürmektedir. Örneğin, faizsiz bankacılık ve İslami sigortacılık (tekafül) gibi uygulamalar, mahkûm-bihin günümüzdeki yansımalarıdır.

Ukûbât alanında ise, İslâm hukukunun ceza hükümleri, bazı ülkelerde uygulanmaya devam etmektedir. Ancak bu uygulamalar, genellikle modern hukuk sistemleriyle birlikte yürütülmekte ve insan hakları standartlarına uygun hale getirilmeye çalışılmaktadır.

5.3. Mahkûm-aleyh'in Günümüzdeki Durumu

Mahkûm-aleyh, yani hükmün muhatabı olan kişiler, günümüzde de İslâm hukukunun temel unsurlarından biridir. Akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman, ibadetlerle ilgili hükümlerin muhatabıdır. Ancak modern yaşamın getirdiği zorluklar, bazı hükümlerin uygulanmasını güçleştirebilmektedir. Örneğin, çalışma saatlerinin uzunluğu, namazların vaktinde kılınmasını zorlaştırabilir. Bu durumda, Müslümanların, hükümleri yerine getirmek için çaba göstermeleri ve alternatif çözümler bulmaları gerekmektedir.

Gayrimüslimler açısından ise, muâmelât ve ukûbât alanında İslâm hukukunun hükümleri geçerli olabilir. Örneğin, bir gayrimüslim de hırsızlık yaparsa cezalandırılır. Ancak ibadetlerle ilgili hükümler, yalnızca Müslümanları ilgilendirir.

Sonuç

Hâkim, mahkûm-bih ve mahkûm-aleyh kavramları, İslâm hukukunun temel taşlarını oluşturur. Hâkim, hüküm koyma yetkisine sahip olan Allah Teâlâ'yı ifade ederken, insanlar bu hükümleri anlamak, yorumlamak ve uygulamakla görevlidir. Mahkûm-bih, hükmün konusunu; mahkûm-aleyh ise bu hükmün muhatabı olan kişiyi ifade eder.

Bu kavramlar, İslâm hukukunun kaynaklarını, hükümlerin niteliğini ve uygulama alanlarını anlamak açısından büyük önem taşır. Günümüzde de bu kavramlar, İslâm hukukunun uygulanmasında ve Müslümanların günlük hayatlarında rehberlik etmeye devam etmektedir. Müslümanlar, Allah'ın hükümlerine uymakla yükümlüdürler ve bu hükümleri anlamak ve uygulamak için çaba göstermelidirler.

Sonuç olarak, İslâm hukukunun temel kavramlarını anlamak, Müslümanların dinî ve hukukî sorumluluklarını yerine getirmeleri açısından büyük önem taşır. Bu kavramlar, hem bireysel hem de toplumsal hayatın düzenlenmesinde rehberlik eder ve Müslümanların Allah'ın rızasına uygun bir hayat sürmelerine yardımcı olur.

Sponsorlu