Yeminin Detaylı Hükümleri
İçindekiler
Yeminin Detaylı Hükümleri
İslâm hukukunda yemin, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi ve o sözde durmayı taahhüt etmesidir. Yemin, hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir yer tutar; zira sözün doğruluğunu pekiştirmek, güven ortamını sağlamak ve verilen sözün ciddiyetini vurgulamak amacıyla kullanılır. Ancak yemin, dinî ve hukukî sorumluluklar doğurduğundan, hükümleri ve çeşitleri hakkında doğru bilgi sahibi olmak gerekir. Bu bölümde, yeminin tanımı, çeşitleri, hükümleri, keffâreti ve günümüzdeki uygulama biçimleri ele alınacaktır.
1. Yeminin Tanımı ve Kavramlar
Yemin, Arapça’da kasem veya half olarak adlandırılır. Fıkıh terminolojisinde ise, bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatlarını anarak sözünü teyit etmesi ve bu sözde durmayı taahhüt etmesi anlamına gelir. Yemin, sözün doğruluğunu pekiştirmek amacıyla yapılır ve bu yönüyle hem dinî hem de ahlâkî bir sorumluluk taşır.
Yeminin geçerli olabilmesi için bazı şartlar aranır:
- Niyet: Yeminin geçerli olması için kişinin yemin etme niyeti taşıması gerekir. Şaka veya alay yoluyla yapılan yeminler geçerli değildir.
- Allah’ın adı veya sıfatları: Yemin, Allah’ın adı (Allah, Rahmân, Rahîm vb.) veya sıfatları (ilim, kudret, azamet vb.) zikredilerek yapılmalıdır. Başka varlıklar üzerine yapılan yeminler (örneğin, "annesinin başı üzerine yemin etmek") İslâm’da geçerli kabul edilmez.
- Sözün anlaşılır olması: Yeminin konusu açık ve anlaşılır olmalıdır. Belirsiz veya muğlak ifadelerle yapılan yeminler geçerli sayılmaz.
- Yemin edenin akıllı ve ergin olması: Çocuklar ve akıl hastaları tarafından yapılan yeminler geçerli değildir.
Yemin, sözün doğruluğunu pekiştirmek amacıyla yapıldığından, yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususta şöyle buyurulur:
"Allah, kasden yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilmeyerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffâreti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz." (Mâide 5/89)
2. Yeminin Çeşitleri ve Hükümleri
Fıkıh kitaplarında yeminler, niyet ve sözün bağlayıcılığı açısından üç ana kategoriye ayrılır: yemin-i lağv, yemin-i gamûs ve yemin-i mün‘akide.
2.1. Yemin-i Lağv
Yemin-i lağv, kişinin doğru olduğunu zannettiği bir konuda yemin etmesi, fakat sonradan yanıldığının ortaya çıkması durumudur. Bu tür yeminlerde kişi, yemin ettiği şeyin doğru olduğunu düşünerek yemin etmiş, ancak gerçekte durum farklı çıkmıştır. Örneğin, bir kimse "Vallahi bu mal benimdir" diye yemin etmiş, fakat sonradan malın başkasına ait olduğu anlaşılmıştır.
Yemin-i lağvda keffâret gerekmez; zira kişi kasden yalan yere yemin etmemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu tür yeminlerden sorumlu olunmayacağı belirtilmiştir:
"Allah, kasden yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilmeyerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar..." (Mâide 5/89)
Hanefî mezhebine göre, yemin-i lağvda keffâret gerekmez. Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre de durum aynıdır. Ancak Hanbelî mezhebine göre, yemin-i lağvda da keffâret gerekir; zira yemin eden kişi, yemin ettiği şeyin doğru olduğunu zannetmiş olsa bile, yemininde durmamıştır.
2.2. Yemin-i Gamûs
Yemin-i gamûs, bilerek ve kasden yalan yere yapılan yemindir. Bu tür yemin, büyük günahlardandır ve kişiyi günaha sokar. Örneğin, bir kimsenin "Vallahi borcumu ödedim" diye yemin etmesi, aslında borcunu ödememişken, yalan yere yemin etmesi durumudur.
Yemin-i gamûsda keffâret yeterli olmaz; zira bu, Allah’a karşı işlenmiş büyük bir günahtır. Kişinin tövbe etmesi, yalan yere yaptığı yeminden dolayı pişmanlık duyması ve bir daha aynı hatayı tekrarlamaması gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de yalan yere yemin edenler şiddetle kınanmıştır:
"Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir bedelle satanlar var ya, işte onların âhirette bir nasibi yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır." (Âl-i İmrân 3/77)
Yemin-i gamûsda keffâretin yeterli olup olmadığı konusunda mezhepler arasında görüş ayrılığı vardır. Hanefî mezhebine göre, yemin-i gamûsda keffâret gerekmez; zira bu, Allah’a karşı işlenmiş bir günah olup, keffâretle telafi edilemez. Ancak Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, yemin-i gamûsda da keffâret gerekir. Mâlikî mezhebine göre ise, yemin-i gamûsda keffâret vacip değildir, fakat tövbe etmek farzdır.
2.3. Yemin-i Mün‘akide
Yemin-i mün‘akide, gelecekte bir işi yapmak veya yapmamak üzere yapılan yemindir. Bu tür yemin, bağlayıcıdır ve yemin eden kişinin yemininde durması gerekir. Örneğin, "Vallahi bir daha sigara içmeyeceğim" veya "Vallahi yarın şu işi yapacağım" gibi yeminler, yemin-i mün‘akideye örnektir.
Yemin-i mün‘akide, üç şekilde bozulabilir:
- Yeminini yerine getirmemek: Yemin ettiği şeyi yapmamak veya yapmamaya yemin ettiği şeyi yapmak.
- Yeminden dönmek: Yemin ettiği şeyden vazgeçmek.
- Yemini bozacak bir durumun ortaya çıkması: Örneğin, bir kimse "Vallahi bu evi satmayacağım" diye yemin etmiş, fakat sonradan evi satmak zorunda kalmıştır.
Yemin-i mün‘akide bozulduğunda keffâret gerekir. Keffâret, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle belirtilmiştir:
"...Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır..." (Mâide 5/89)
Hanefî mezhebine göre, yemin-i mün‘akide bozulduğunda keffâret vaciptir. Keffâretin üç seçeneği vardır:
- On fakiri sabah ve akşam doyurmak (her fakire bir fitre miktarı yiyecek vermek).
- On fakiri giydirmek (her fakire bir gömlek veya bir takım elbise vermek).
- Bir köle azat etmek. Günümüzde kölelik olmadığından, bu seçenek uygulanamaz.
- Bu üç seçeneği yerine getiremeyen kişi, üç gün peş peşe oruç tutar.
Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre, keffâretin ilk seçeneği on fakiri doyurmaktır. Hanbelî mezhebine göre ise, keffâretin ilk seçeneği bir köle azat etmektir; bunu yapamayan on fakiri doyurur veya giydirir; bunları da yapamayan üç gün oruç tutar.
3. Yeminin Geçerlilik Şartları ve İstisnalar
Yeminin geçerli olabilmesi için bazı şartlar aranır. Bu şartlar şunlardır:
- Yemin edenin akıllı ve ergin olması: Çocuklar ve akıl hastaları tarafından yapılan yeminler geçerli değildir.
- Yeminin Allah’ın adı veya sıfatları üzerine yapılması: Başka varlıklar üzerine yapılan yeminler geçerli değildir.
- Yeminin geleceğe yönelik olması: Geçmişteki bir olay üzerine yapılan yemin, yemin-i gamûs kapsamına girer.
- Yeminin bağlayıcı olması: Yemin, kişinin iradesiyle yaptığı bir taahhüt olmalıdır.
Yeminin bağlayıcı olmadığı bazı durumlar da vardır. Örneğin:
- Zorlama altında yapılan yemin: Bir kimse zorla yemin ettirilmişse, bu yemin geçerli değildir.
- Şaka veya alay yoluyla yapılan yemin: Bu tür yeminler bağlayıcı değildir.
- İmkânsız bir şey üzerine yapılan yemin: Örneğin, "Vallahi gökyüzüne çıkacağım" diye yemin etmek, imkânsız olduğu için bağlayıcı değildir.
- Günah olan bir şey üzerine yapılan yemin: Örneğin, "Vallahi hırsızlık yapacağım" diye yemin etmek, günah olduğu için bağlayıcı değildir. Bu durumda yeminden vazgeçmek ve keffâret vermek gerekir.
4. Yeminin Günümüzdeki Uygulamaları
Günümüzde yemin, hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir yer tutar. Özellikle hukukî ve resmî işlemlerde yemin, sözün doğruluğunu pekiştirmek amacıyla kullanılır. Örneğin, mahkemelerde tanıkların yemin etmesi, kamu görevlilerinin yemin ederek göreve başlaması gibi durumlar, yeminin günümüzdeki uygulama alanlarına örnektir.
Ancak günümüzde yeminin bazı yanlış kullanımları da görülmektedir. Örneğin:
- Yalan yere yemin etmek: Özellikle hukukî süreçlerde yalan yere yemin etmek, hem dinî hem de hukukî açıdan büyük bir günahtır. Bu tür yeminler, yemin-i gamûs kapsamına girer ve tövbe edilmesi gerekir.
- Gereksiz yere yemin etmek: Günlük konuşmalarda sık sık yemin etmek, yeminin ciddiyetini azaltır ve dinî açıdan hoş karşılanmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), gereksiz yere yemin etmekten sakındırmıştır:
"Yemin, malı satmak için bir araçtır. (Fakat yeminle mal satmak doğru değildir.)" (Buhârî, "Büyû‘", 26; Müslim, "Müsâkât", 19)
Günümüzde yemin konusunda dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Yemini ciddiye almak: Yemin, Allah’ın adını anarak yapılan bir taahhüt olduğundan, ciddiye alınmalı ve yemin edilen şey yerine getirilmelidir.
- Yalan yere yeminden kaçınmak: Yalan yere yemin etmek, büyük günahlardandır ve tövbe edilmesi gerekir.
- Gereksiz yere yemin etmemek: Günlük konuşmalarda sık sık yemin etmekten kaçınılmalıdır.
- Yeminin keffâretini bilmek: Yemin bozulduğunda keffâretin nasıl yerine getirileceği bilinmeli ve gerektiğinde uygulanmalıdır.
5. Sonuç
Yemin, İslâm hukukunda önemli bir yer tutan ve sözün doğruluğunu pekiştirmek amacıyla yapılan bir taahhüttür. Yemin, niyet ve bağlayıcılık açısından üç ana kategoriye ayrılır: yemin-i lağv, yemin-i gamûs ve yemin-i mün‘akide. Her birinin hükümleri ve keffâretleri farklıdır. Yemin-i lağvda keffâret gerekmezken, yemin-i gamûs büyük günahlardandır ve tövbe edilmesi gerekir. Yemin-i mün‘akide ise bağlayıcıdır ve bozulduğunda keffâret vacip olur.
Günümüzde yemin, hem bireysel hem de toplumsal hayatta önemli bir rol oynamaktadır. Ancak yeminin ciddiyeti göz önünde bulundurularak, gereksiz yere yemin etmekten ve yalan yere yeminden kaçınılmalıdır. Yemin eden kişinin, yemininde durması ve bozulduğunda keffâretini yerine getirmesi gerekir. Bu şekilde yemin, hem dinî hem de ahlâkî sorumlulukların yerine getirilmesine vesile olur.
Son olarak, Müslümanların yemin konusunda bilinçli olmaları ve bu konudaki hükümleri öğrenmeleri önemlidir. Yemin, Allah’ın adını anarak yapılan bir söz olduğundan, dikkatli ve sorumlu bir şekilde kullanılmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in şu hadisi, yemin konusunda bizlere rehber olmalıdır:
"Kim Allah’a yemin eder ve yemininde yalan söylerse, kıyamet günü Allah’ın huzuruna, O’nun gazabına uğramış olarak çıkar." (Buhârî, "Eymân", 16; Müslim, "Îmân", 220)